Fikih İlmi ve İmam-i a’zam
+ Chatlaq.Net Efsane Forum » TuTQu Forum Eğitim Öğretim » Dini Konular » Manevi Şahsiyetler
 Fikih İlmi ve İmam-i a’zam

Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Fikih İlmi ve İmam-i a’zam  (Okunma Sayısı 19 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : Nisan 16, 2007, 05:21:58 ÖS »
demokrasi
Co Admin
TuTQu Süper Üye
*



Başarı: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.519

EY! TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN


Fikih İlmi ve İmam-i a’zam

Fıkıh, şerefli bir ilmidir. Fıkh bilgisi okumak, geceleri nâfile namaz kılmaktan daha sevaptır. Âlimlerden okumak da, yalnız okumaktan daha sevaptır. Hanefî mezhebindeki dinin ahkâmı, Eshâb-ı kirâmdan Abdüllah ibni Mes'ûddan başlıyan yol ile meydana çıkarılmıştır. Yâni, mezhebin reîsi olan imam-ı a'zam Ebû Hanîfe, fıkıh ilmini, Hammâddan, Hammâd da, İbrâhîm-i Nehâ'îden, bu da Alkamadan, Alkama da, Abdüllah bin Mes'ûddan, bu da Resûl-i ekremden almıştır.

Ebû Yûsüf, Muhammed, Züfer bin Hüzeyl ve Hasen bin Ziyâd, hep, İmâm-ı a'zamın talebesidir. Bunlardan, imam-ı Muhammed, din bilgilerinde, bin kadar kitap yazmıştır. Talebesinden olan imam-ı Şâfi'înin annesini nikâh ettiği için, ölünce, kitapları, imam-ı Şâfi'îye miras kalarak, imam-ı Şâfi'înin bilgisinin artmasına hizmet etmiştir.

Bunun için imam-ı Şâfi'î “Yemin ederim ki, fıkıh bilgim, imam-ı Muhammedin kitaplarını okumakla arttı. Fıkh bilgisini derinleştirmek istiyen, Ebû Hanîfenin talebesi ile beraber bulunsun” dedi. Bir kere de “Bütün müslümanlar, İmâm-ı a'zamın ev halkı, çoluk çocuğu gibidir” buyurdu. Yâni, bir adam, çoluk çocuğunun nafakasını kazandığı gibi, İmâm-ı a'zam da, insanların, işlerinde muhtaç oldukları din bilgilerini meydana çıkarmağı kendi üzerine almış, herkesi güç bir şeyden kurtarmıştır. İmâm-ı Şâfi'înin ayrı bir mezhep kurması, İmâm-ı a'zamı beğenmemesi, ondan ayrılması demek değildir. Eshâb-ı kirâmın da ayrı mezhepleri vardı. Bununla berâber birbirlerini çok severler ve hurmet ederlerdi. Feth sûresinin son âyeti buna şâhittir.

İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe, fıkıh bilgilerini toplayarak, kısımlara, kollara ayırdığı ve üsûller, metodlar koyduğu gibi, Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın bildirdiği îtikat, îman bilgilerini de topladı ve yüzlerce talebesine bildirdi. Talebesinden (İlm-i kelâm) yâni îman bilgileri mütehassısları yetişti.

Ebû Nasr-ı İyâd, kelâm ilminde, Ebû Mensûr-i Mâtürîdîyi yetiştirdi. Ebû Mensûr, İmâm-ı a'zamdan gelen kelâm bilgilerini, kitaplara yazdı. Yoldan sapmış olanlarla çarpışarak, Ehl-i sünnet îtikatını kuvvetlendirdi, her tarafa yaydı. Bir hadiste, “İlm dörttür: Dînin muhâfazası için fıkh ilmi, sıhhatin korunması için tıb ilmi, lisanın muhâfazası için sarf ve nahv ilmi, vakitlerin bilinmesi için astronomi ilmi” buyuruldu.


Ebû Hanîfe, ümmetimin ışığı olacaktır

Fıkıh ilmini kuran, sistemleştiren Ehli sünnetin reisi İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe hazretleridir. Bunun için bu mübaret zat hakkında biraz bilgi vermek yerinde olacak.

İmâm-ı a'zam hazretleridir. Ticâret ederek helâl kazanırdı. Başka yerlere mal gönderir, kazancı ile talebesinin ihtiyaçlarını alırdı. Kendi evine bol harc eder, evine harc ettiği kadar da, fakirlere sadaka verirdi. Her Cuma günü, anasının, babasının ruhu için, fakirlere ayrıca yirmi altın dağıtırdı. Hocası Hammâdın evi tarafına ayağını uzatmazdı. Hâlbuki, aralarında yedi sokak uzaklık vardı. Ortaklarından birinin, çok miktârda bir malı, dine uygun olmıyarak sattığını anlayınca, bu maldan kazanılan doksanbin akçanın hepsini fakirlere dağıtıp, hiç kabûl etmedi.

Kûfe şehrinin köylerini haydûdlar basıp, koyunları kaçırmışlardı. Bu çalınan koyunlar şehirde kesilip, halka satılabilir düşüncesi ile, o günden beri, yedi sene, Kûfede koyun eti alıp yimedi. Çünkü, bir koyunun, en çok yedi yıl yaşayacağını öğrenmişti. Haramdan bu derece korkar, her hareketinde dini gözetirdi.

İmâm-ı a'zam, kırk sene, yatsı namazının abdesti ile sabah namazı kıldı, yâni yatsıdan sonra uyumadı. Ellibeş defa hac yaptı. Son haccında, Kâbe-i muazzama içine girip, burada iki rekât namaz kıldı. Namazda, bütün Kur'an-ı kerimi okudu. Sonra, ağlayarak “Yâ Rabbî! Sana lâyık ibâdet yapamadım. Fakat, senin akıl ile anlaşılamıyacağını iyi anladım. Hizmetimdeki kusurumu, bu anlayışıma bağışla!” diyerek duâ etti. O ânda bir ses işitildi ki, “Ey Ebû Hanîfe! Sen beni iyi tanıdın ve bana güzel hizmet ettin. Seni ve kıyâmete kadar, senin mezhebinde olup, yolunda gidenleri af ve magfiret ettim” buyuruldu.

Hergün sabah namazını câmide kılıp, öğleye kadar tâliblere cevap verirdi. Öğleden önce, oturduğu yerde (Kaylûle) yapardı. Öğle namazından sonra, yatsıya kadar, talebeye ilim öğretirdi. Yatsıdan sonra evine gelip, biraz dinlenir, sonra câmiye gider, sabah namazına kadar ibâdet ederdi.

Resûlullah, İmâm-ı a'zamın geleceğini haber verdi. Hadis-i şerifte, “Âdem ve bütün Peygamberler, benimle öğündüğü gibi, ben de, ümmetim içinde, soy adı Ebû Hanîfe, ismi Nu'mân olan bir kimse ile öğünürüm ki, ümmetimin ışığı olacaktır. Onları, yoldan çıkmaktan, cehâlet karanlığına düşmekten koruyacaktır” buyurdu.


O dininin büyük bir direğidir

İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe, Ehl-i sünnetin dört büyük imamının birincisidir. Muhammed aleyhisselâmın parlak olan dininin büyük bir direğidir. Acemistânın ileri gelenlerinden birinin soyundandır. Hicri seksen yılında, Kûfe şehrinde doğdu. Eshâb-ı kirâmdan Enes bin Mâlik ve Abdüllah bin Ebî Evfâ ve Sehl bin Sa'd-i Sâ'idî ve Ebüttüfeyl Âmir bin Vâsile zamanlarına yetişmiştir. Fıkh ilmini, Hammâd bin Ebî Süleymândan öğrendi.

Tâbiînden birçok büyük zatlarla ve imam-ı Câfer Sâdıkla sohbet etti. Çok hadis-i şerif ezberledi. Mezhep imamı olmasaydı, büyük bir hakîm, fikir adamı olacak şekilde yetişti. Üstün bir akıl ve herkesi şaşırtan zekâsı vardı. Fıkh ilminde, az zamanda, eşi, benzeri olmıyan bir dereceye yükseldi.

Talebesi pekçok olup, içlerinden büyük müctehidler yetişmiştir. Hicri 150 yılında, yetmiş yaşında vefât etti. Hadis-i şerifte, “Yüzelli senesinde dünyanın zîneti gider” buyuruldu. Selçûkî pâdişâhlarından sultan Melikşâhın vezîrlerinden Ebû Sa'd-i Hârezmî, Ebû Hanîfe hazretlerinin mezarı üzerine mükemmel bir türbe yaptı. Sonra, Osmanlı pâdişâhları, bu türbeyi çok defa tâmîr ve tezyîn eyledi.

Hanefî mezhebi, Osmanlı devleti zamanında her yere yayıldı. Devletin resmî mezhebi gibi oldu. Bugün, dünya yüzünde bulunan Ehl-i islâmın yarıdan fazlası ve Ehl-i sünnetin pekçoğu, Hanefî mezhebine göre ibâdet etmektedir.

İmâm-ı a'zamın babası Sâbit, Kûfede, imam-ı Ali ile buluşup, İmâm hazretleri, buna ve evladına duâ buyurmuştu. Hadis-i şerifte, “Ümmetimden, Ebû Hanîfe adında biri gelecektir. Bu, kıyâmet günü, ümmetimin ışığı olacaktır” buyuruldu.

“Nu'mân bin Sâbit adında ve Ebû Hanîfe denilen biri gelecek, Allahü teâlânın dînini ve benim sünnetimi canlandıracaktır” buyuruldu. “Ebû Hanîfe adında biri gelir. O, bu ümmetin en hayrlısıdır”, “Ümmetimden biri, dinimi canlandırır. Bid'atleri öldürür. Adı, Nu'mân bin Sâbittir”, “Her asırda , ümmetimden, yükselenler olacaktır. Ebû Hanîfe, zamanının en yükseğidir”, “Ümmetimden, Ebû Hanîfe adında biri gelecektir. İki küreği arasında ben vardır. Allahü teâlâ, dînini, onun eli ile canlandırır” hadis-i şerifleri meşhûrdur.


O’nun kıymetini bilmeyenler helâk olacaktır

İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe’nin, fıkıhdaki çok geniş bilgisini ve hele kıyâstaki hârik-ul'âde kuvvetini ve zühd ve takvâdaki ve hilm ve salâhdaki, akıllara hayret veren üstünlüğünü bildiren kitaplar, sayılamıyacak kadar çoktur.

Âlimlerden biri, rü'yâda, Resûlullaha, “Ebû Hanîfenin ilmi için ne buyurursunuz?” dedi. Cevabında, “Onun ilmi herkese lâzımdır” buyurdu. Başka bir âlim, rü'yâsında, “Yâ ResûlAllah! Kûfe şehrindeki Nu'mân bin Sâbitin bilgileri için ne buyurursunuz?” dedi. “Ondan öğren ve onun öğrettiği ile amel et. O, çok iyi kimsedir” buyurdu.

Hazret-i Ali, “Size, bu Kûfe şehrinde bulunan, Ebû Hanîfe adında birini haber vereyim. Onun kalbi, ilim ile, hikmet ile dolu olacaktır. Âhır zamanda, birçok kimse, onun kıymetini bilmiyerek helâk olacaktır. Ebû Bekir ve Ömer’in kıymetini bilmeyenler de helâk olacaklardır” dedi.

İmâm-ı Muhammed Bâkır, Ebû Hanîfeye bakıp “Ceddimin dinimi bozanlar çoğaldığı zaman, sen onu canlandıracaksın. Sen korkanların kurtarıcısı, şaşıranların sığınağı olacaksın! Sapıkları doğru yola çevireceksin! Allahü teâlâ yardımcın olacak!” buyurdu.Hadis-i şerifte, “Peygamberler benimle öğündükleri gibi, ben de Ebû Hanîfe ile öğünüyorum. Onu seven, beni sevmiş olur. Onu sevmiyen, beni sevmemiş olur” buyuruldu.

Hadis-i şerifte, “Îman süreyyâ yıldızına çıksa, Fâris oğullarından biri, elbette alıp getirir” buyuruldu. Fâris demek, Îrânın Fers denilen memleketindeki insanlar demektir. İmâm-ı a'zamın dedesi buradandır. Bu hadis-i şerifin, İmâm-ı a'zamı gösterdiği açıktır. Bunda hiç şüphe yoktur.

Hadis-i şerifte, “İnsanların en hayrlısı, benim asrımda bulunan müslümanlardır. Yâni Eshâb-ı kirâmdır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Yâni Tâbiîndir. Onlardan sonra da en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra gelenlerde, yalan yayılır. Bunların sözlerine ve işlerine inanmayınız!” buyuruldu.

Eshâb-ı kirâmın hepsi, onlardan sonraki asırlarda gelenlerin ise çoğu, hadis-i şerifte bildirildiği gibidirler. İmâm-ı a'zam, bu hadis-i şerifte müjdelenen Tâbiînden biridir. Hattâ, Tâbiînin en üstünlerinden olduğunu, bütün müslümanlar, hattâ dinli dinsiz her ilim adamı bilmektedir. İmâm-ı a'zam, bu hadisle müjdelenenlerin en üstünlerinden biri olduğundan, onun şânını, yüksekliğini anlatmak için, başka hadis-i şerif aramaya lüzûm yoktur.


Ömrümde bir kere güldüm...

İmâm-ı a'zam hazretleri daha gençliğinde kelâm ilmine ve marifete çalışıp, pek mâhir oldu. Sonra, imam-ı Hammâda yirmisekiz yıl hizmet edip yetişti. Hammâd vefât edince, onun yerine, müctehid ve müftî oldu. İlmi, üstünlüğü her yere yayıldı. İlmi, fazîleti, zekâsı, anlayışı, zühd ve takvâsı, emâneti, çabuk cevablı olması, dîne bağlılığı, doğruluğu ve bütün insanlık olgunluklarında, herkesin üstünde idi.

Zamanında bulunan ve sonra gelen bütün müctehidler ve başka âlimler, üstün kimseler, hattâ Hıristiyanlar, kendisini hep medh etmiş, övmüştür. İmâm-ı Şâfi'î “Fıkh bilgisinde, herkes, Ebû Hanîfenin çocuklarıdır. Fıkh âlimi olmak istiyen, Ebû Hanîfenin kitaplarını okusun” buyurmuştur. Bir kere de “Ebû Hanîfe ile teberrük ediyorum. Hergün, mezarını ziyâret ediyorum. Zor bir durumda kalınca, Onun kabrine gidip, iki rekât namaz kılarım. Allahü teâlâya yalvarırım. Dileğimi verir” buyurmuştur.

İmâm-ı Şâfi'î, İmâm-ı a'zamın ikinci talebesi olan imam-ı Muhammedin talebesi idi. “Allahü teâlâ, bana ilmi iki kimseden ihsân etti. Hadisi, Süfyân bin Uyeyneden, fıkhı, Muhammed Şeybânîden öğrendim” buyurdu. Bir kere de “Din bilgilerinde ve dünya işlerinde, kendisine minnettâr olduğum bir kişi vardır. O da, imam-ı Muhammeddir” buyurdu. Yine imam-ı Şâfi'î buyurdu ki, “İmâm-ı Muhammedden öğrendiklerimle, bir hayvan yükü kitap yazdım. O olmasaydı, ilimden birşey edinemiyecektim. İlmde, herkes, Irâk âlimlerinin çocuklarıdır. Irâk âlimleri de, Kûfe âlimlerinin talebesidir. Kûfe âlimleri ise, Ebû Hanîfenin talebesidir”.

İmâm-ı a'zam, dörtbin kimseden ilim aldı. Hanefî mezhebinde, beşyüzbin din mes'elesi çözülmüş, hepsi cevaplandırılmıştır. İmâm-ı a'zamın takvâsı çok fazla idi. Helâl yimek için, ticâret yapardı. Ortakları vardı. Şüpheli sandığı binlerle lira kazancı, fakirlere ve din adamlarına dağıtırdı. Yüzlerce talebesini kendi kazancından besler, ihtiyaçlarını giderirdi.

Bir azâb veya rahmet âyetini namazda veya namaz dışında tekrar tekrar okuyup, hıçkıra hıçkıra ağlar, sızlardı. İşitenler, hâline acırdı. Fakirler gibi giyinirdi. Bâzan da, Allahü teâlânın nîmetlerini göstermek için çok kıymetli elbise giyerdi. Az söyler, çok düşünürdü. “Ömrümde bir kere güldüm. Ona da pişmanım” demiştir.


Fıkıh ilmine savaş ilan edenler

Her asırda , her zaman, hiç bozulmıyan, Eshâb-ı kirâmın yolundan ayrılmıyan, hakîkî, sâlih müslümanlar da vardı. Bunlara “Ehl-i sünnet vel cemaat” denir. Ehl-i sünnet âlimleri dünyanın her yerinde, her asırda , insanları irşâd ettiler. Hiçbir suâli cevapsız bırakmadılar. Müslümanları, bid'at sahiplerinin ve dinde reformcuların yalanlarına aldanmaktan korudular. İslâmiyetin kıyâmete kadar bozulmıyacağını, Allahü teâlâ haber vermiştir. Hadis-i şerifte, “Her yüz senede bir müceddid gelir. Bu dîni kuvvetlendirir”

Fıkıh ilmine savaş ilan eden, refomistler, fıkh âlimleri, nakli esas alıp dini, kendi görüşlerine, kendi akıllarına göre söylemeyip, Eshâb-ı kirâmdan gelen haberleri naklettikleri için dinde reformcular, bu âlimleri cahillikle suçlamaktadırlar. Hâlbuki, bu haberleri ve tatbîk yerlerini bilmiyen, kendileri uydurup söyliyen bu dinde reformcular câhildir. Hem de kara câhildirler.

Fıkh âlimleri, icmâ ile bildirilmiş olan ve ihtilâflı olan mes'eleleri bildirdiler. Bu ilmi bilenler, bunları birbirlerinden ayırır. Câhil dinde reformcular, fıkh âlimlerini kendileri gibi sanıyorlar.

Her sözü hikmet ile dolu olan Peygamber efendimizin, “Kıyâmete yakın, ortaya çıkan din adamları, eşek leşinden daha çok kokmuş olacaklardır” hadis-i şerifi ile haber verdiği kokmuşları aramaya lüzûm kalmamıştır. Onlar kendilerini teşhîr ediyorlar. Zehirli, pis kokuları her tarafa yayılıyor. Allahü teâlâ, genç din adamlarımızı ve hepimizi bu öldürücü hastalık mikroplarının bulaşmasından ve bu türedilerin şerrinden muhâfaza buyursun

Resûlullahın yolunu gösteren ve Onun vârisleri oldukları bildirilmiş olan, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin doğru yolundan bizleri ayırmasın! Bu mübârek Allah adamları, fıkh ve ilmihâl kitaplarını yazmamış olsalardı, bu türedi din câhillerinin pençelerine düşerek, yaldızlı sözlerine aldanarak, helâk olurduk. Küfürden, bid'atten bizleri koruyan, Ehl-i sünnet âlimlerinin mübârek ruhlarına bizlerden binlerce selâm ve duâlar olsun!

Buhârîde, geçen bir hadis-i şerifte, “Allahü teâlâ, sizden ilmi almak için ilmi ile âmil olan âlimleri kaldırır. Câhiller kalır. Dinden suâl edenlere, kendi akılları ile cevap verip insanları doğru yoldan ayırırlar” buyuruldu. Bu hadis-i şerif, âlimlerden nakletmeye taklîdcilik, cahillik diyerek, Ehl-i sünneti kötüliyen, kendi kısa akıl ve boş kafaları ile dîni içerden yıkan dinde reformcuların zararlarını bildirmektedir.


İlim yok olacak, din câhilleri çoğalacak

Dinin temeli olan fıkıh ilmini yıkıp, İslamiyeti içeriden çökertmek istiyen dinde reformcular, kıyası sadece mezhep imamlarının yapmasına karşı çıkıyorlar, herkes kıyas yapmalı diyorlar. Halbuki kıyas yapabilmek herkesin işi değildir. Kıyas yapabilmek için, müctehid olmak, konunun mütehassısı olmak lazımdır.

Asrımız ihtisas asrıdır. Yalnız tıb ilminde ve yalnız fizikte ve kimyâda yeni yeni ihtisas kolları meydana çıkıyor. Dahiliyye mütehassısı olan doktor, hastasını bâzan sinir mütehassısı olan doktora, o da ruh mütehassısı olan doktora, bu da psikiyatri mütehassısı olan doktora göndermek zorunda kalıyor. Fiziko-terapideki ihtisas kolları ise, bundan daha çok.

Fen kısımlarında, bu çeşitli ihtisas kolları bulunuyor da, daha geniş ve daha şümûllü ve daha yüksek olan din bilgisindeki ihtisas kollarını ve bunların mütehassıslarını hafîf görmek, hattâ inkâr etmek nasıl doğru olabilir?

Bir câhilin, bir âlime, bir mütehassısa dil uzatmasının kıymeti olamaz. Âlimi, âlim tanır. Câhil tanıyamaz. Âlimlerin sözlerini anlamadan yazan, böylece sayfalar dolduran bir câhil, ancak kendi gibi câhilleri aldatabilir. Buhârî’de bildirilen hadis-i şerifte, “Kıyâmet alâmetlerinden biri, ilim yok olacak, din câhilleri çoğalacak, içki içenler ve zinâ edenler artacak” buyuruldu. Dinde reformcuların, Ehl-i sünneti yok edip, din adamı olarak ortaya çıkmaları, bu hadis-i şerifin, gaybdan haber veren mucizelerden olduğunu göstermektedir.

Din bilgilerinin kıyâmete kadar bozulmadan devam edeceğini, hem Kur'an-ı kerim, hem de hadis-i şerifler, haber veriyor. Her yüz senede bir, bu dîni kuvvetlendiren âlimler yaratılacaktır. Îtikatı bozulanlar çoğaldı. Fakat, hak üzere olan da vardır. Hak yol meydandadır. Din, ilk asırda olduğu gibi, sâfiyyetini muhâfaza etmektedir.

Dinde reformcular, İslam düşmanları, bu dîn-i mübîni, kıyâmete kadar, hiçbir zaman bozamıyacaklardır. Dünyanın her yerindeki kütübhânelerde bulunan İslâm kitapları arasında bozuk, yıkıcı, bölücü olanları pekçok ve hergün çoğalmakta ise de, bunlar arasında “Ehli sünnet” âlimlerinin yazdığı doğru fıkıh kitapları da vardır. Bu kitapları arayıp, bulup, okuyup saadete kavuşanlara müjdeler olsun!

(Bu yazı dizisi, TAM İLMİHAL SEADET-İ EBEDİYYE ve FAİDELİ BİLGİLER kitaplarından istifade edilerek hazırlanmıştır.)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM ,
ZALİMİ ASLA SEVEMEM...
GELENİN KEYFİ İÇİN ,
GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM..
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI HATTA BOĞARIM..
BOĞAMAZSIN Kİ !!
HİÇ OLMAZSA YANIMDAN KOVARIM...


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Üye Ol or Giriş Yap
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv
|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.12 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC | Sitemap
vBulletin Theme Design by TurkloRD
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.023 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu