ALİMLERİN DİNDEKİ YERİ (birçok konu başlığı mevcuttur)
+ Chatlaq.Net Efsane Forum » TuTQu Forum Eğitim Öğretim » Dini Konular » Manevi Şahsiyetler
 ALİMLERİN DİNDEKİ YERİ (birçok konu başlığı mevcuttur)

Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: ALİMLERİN DİNDEKİ YERİ (birçok konu başlığı mevcuttur)  (Okunma Sayısı 23 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : Nisan 16, 2007, 04:28:25 ÖS »
demokrasi
Co Admin
TuTQu Süper Üye
*



Başarı: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.519

EY! TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN


ALİMLERİN DİNDEKİ YERİ (birçok konu başlığı mevcuttur)

Âlimlere tabi olun!

İslamiyetin nakil dini olduğunu, yani dini bilgilerin Allahü teâlâdan vahiy yolu ile Peygamber Efendimize geldiğini, dini tebliğde muhatabın O olduğunu, Kur’an-ı kerimin gerçek tefsirini sadece O’nun yapabileceğini bildirmiştik.

Nasıl ki, Kur’an- kerimin muhatabı peygamber Efendimiz ise, Kur’an-ı kerimin tefsiri olan, Hadis-i şeriflerin muhatabı da alimlerdir. Bizler, doğrudan Kur’an-ı kerimden hüküm çıkartamayacağımız gibi, hadis-i şeriflerden de doğrudan hüküm çıkartamayız. Bizler alimlerin çıkarttığı hükümlerle ancak amel edebiliriz.

Mahkemelik bir işimiz olduğunda, hemen ilgili kanuna, Anayasaya müracaat etmeyip avukata başvuruyor isek; sağlık problemimiz olduğunda, uzmam doktara mücaat edip, onun bilgisinden tecrübesinden istifade ediyorsak, dinimize ait emir ve yasaklarda konunun uzmanı olan, fıkıh alimlerine müracaat etmemiz gerekir. Akıl da mantık da bu yolu gösterir.

Sağlık problemimizi tıp kitaplarından kendimiz halletmeye kalktığımızda canımızdan olduğumuz gibi, dinimize ait meselelerde de, âlimleri devre dışı bırakıp doğrudan Kur’a-ı kerim ve Hadis-i şeriflerle halletmeye kalkarsak, dinimizi, imanımızı kaybederiz.

Bunun için dinimizde alimin yerini nedir, önemi nedir? Biraz da bunun üzerinde durmak istiyorum. Kur'an-ı kerimi anlamak için, onun açıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiyaç olduğu gibi, hadis-i şerifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır. Zaten Peygamber efendimiz, İslâma, Kur'ana tabi olmak isteyenin bir âlime, bir mezhebe bağlanmasını emrediyor. “Âlimlere tabi olun!” buyuruyor.

Allahü teâlâ da, âlimlere uymayı emrediyor, “Âlimlere sorun!” ve “Peygamberin emrettiğini yapın, yasakladığından sakının!” buyuruyor. (Nahl 43, Haşr 7)

Ahmed Tahtavi hazretleri, Kur'an-ı kerimdeki, “Allahın ipine sarılın!” emri, “Fıkıh âlimlerinin, bildirdiklerine uyun!” demektir, buyurdu. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

“Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.” (Ankebut 43) “Bilmiyorsanız âlimlerden sorun!” (Nahl 43) “Bunun hükmünü peygambere ve ülül-emre (âlimlere) sorsalardı, öğrenirlerdi.” (Nisa 83) Ayet-i kerimesinde geçen ülül-emrin âlim demek olduğu tefsirlerde yazılıdır. Peygamber efendimiz de “Ülül-emr, fıkıh âlimleridir” buyurdu.



Cahilliğin kurbanı olmamak için

İslâm âlimleri, kalb, ruh mütehassıslarıdır.Herkesin bünyesine uygun ruh ilaçlarını, hadis-i şeriflerden seçerek bildirmişlerdir. Peygamberimiz dünya eczahanesine yüzbinlerce ilaç hazırlıyan baş tabib olup, evliya ve âlimler de, bu hazır ilaçları, hastaların dertlerine göre dağıtan, yardımcı tabibler gibidir.

Hastalığımızı bilmediğimiz, ilaçları tanımadığımız için, yüzbinlerce hadis-i şerif içinden, kendimize ilaç aramaya kalkarsak alerji hasıl olarak, cahilliğimizin cezasını çeker, fayda yerine zarar görürüz.

Bunun için âlimlere uymamız gerekir. Kendi hastalığını ve kalbindeki hastalığın ilacını bilmiyen cahillerin hadis-i şeriflerden kendine uygun olanları seçip alması imkansız gibidir.

Âlimlere uymak, dört mezhebden birine uymak demektir. Asırlardan beri bütün İslâm âlimleri, dört mezhebden birine uymuşlar ve müslümanların da uymalarının gerektiğini bildirmişlerdir. Bunlara uymakta icma, ittifak hasıl olmuştur. İcmadan, cemaatten, topluluktan ayrılan helak olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“İki kişi, bir kişiden, üç kişi, iki kişiden iyidir. O hâlde cemaatle birlikte olun! Allahın rızası, rahmeti, yardımı cemaattedir. Cemaatten ayrılan Cehenneme düşer.” (İbni Asakir)

“Cemaatten ayrılan, yüzüstü Cehenneme düşer.” (Taberânî)

“Ümmetimin âlimleri, hiçbir zaman dalalette birleşmezler.” (İbni Mace)

Bunun için her müslümanın dört hak mezhebden birine uyması şarttır. Dört mezhebden birine uymıyan Ehl-i sünnetten ayrılır. Ehl-i sünnetten ayrılanın da sapık veya kâfir olacağı S. Ahmet Tahtavi hazretlerinin Dürr-ül-muhtar haşiyesinde yazılıdır. Abdülgani Nablüsi hazretleri de, “Bugün dört mezhebden başkasına uymak caiz değildir. Kur'an-ı kerimin manasını öğrenmek isteyen, Ehl-i sünnet âlimlerinin kelam, fıkıh ve ahlâk kitaplarını okumalıdır!” buyuruyor.

Kur'an-ı kerimi ancak Resulullah efendimiz anlamış, hadis-i şeriflerle açıklamıştır. Bu hadis-i şerifleri de, ancak Eshab-ı kiram ve müctehid imamlar anlayabilmiş, müslümanlar da bu âlimlerin anladıklarına tabi olmuşlardır.

Şu hâlde, Kur'andan, hadisten ve bunların tercümelerinden din öğrenmek mümkün olmaz. Her müslüman dinini Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından hazırlanan ilmihallerden öğrenmelidir!



Âlimler peygamberlerin varisleridir

Doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ancak Ehl-i sünnet âlimleri ayırt edebilir. Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bu âlimler övülmüşlerdir. Bunların sözleri senettir. Bunlar peygamberlerin varisleri, vekilleridir. İctihadlarında isabet etmeseler de yine sevap alırlar. Bunlara tabi olanlar da kurtulur. Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:

“Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, ayetten ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, ayet ve hadise uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyulur. Yahut başka bir ayet veya hadisle değişmiştir, yahut tevil edilmesi gerekir. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsir ve hadis değil, âlimlerin kitaplarını okumamız gerekir.”

Ehl-i sünnet âlimleri çok yüksek insanlardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Âlimin âlim olmıyana üstünlüğü, peygamberin ümmetine üstünlüğü gibidir.” (Hatib)

“Âlimin abide üstünlüğü, dolunayın, yıldızlara olan parlaklığı gibidir.” (Ebu Nuaym)

“Âlim, abidden yetmiş derece üstündür. Bid'at ortaya çıkınca âlim, halkı ikaz eder. Abid bid'atten habersiz, ibâdetle meşgul olur. Bu bakımdan da âlim, abidden kıymetlidir.) [Deylemî]

(Âlimlerin mürekkebi, şehidlerin kanı ile tartılır, âlimlerin mürekkebi, ağır gelir.” (İ.Neccar)

“Allahü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca da, cahiller bilmeden yanlış fetva verir, hem kendilerini, hem de başkalarını sapıtırlar.” (Buharî)

“Âlim, Allahın emin olduğu, güvendiği kimsedir.” (Deylemî)

“Âlimler, yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin halifeleri, benim ve diğer peygamberlerin varisleridir.” (Ebu Nuaym)

“Âlim ölünce,denizdeki balıklar bile, kıyamete kadar ona istiğfar eder” (Deylemî)

“Kıyamette abide Cennete gir, âlime ise halka şefaat için bekle! denir.” (İ Maverdi)

“Âlimlere tabi olun! Onlar, dünyanın ışığıdır.” (Deylemî”

“Âlimler (ebedi saadet yolunu gösteren, Cennete götüren) birer kılavuzdur, rehberdir.” (İ.Neccar)



Bütün bozuk akımların akıl hocası!

Nisa suresinin “Bir işte anlaşamazsanız bu işin hükmünü, Allah ve Resulünden anlayın!” mealindeki 59. ayet-i kerimesini İslam âlimleri, “Bir işte anlaşamazsanız, bu işin nasıl yapılacağını âlimler, Kur'an ve sünnetten anlasınlar, âlim olmıyan ise, âlimlere uyarak yapsın!” şeklinde açıklamışlardır.

Alimin önemi bu ifadeden de açıkca anlaşılmaktadır. Dinimizi doğru olarak öğrenmek için Ehl-i sünnet âlimlerinin sözbirliği ile kabul ettikleri fıkıh kitaplarını okumak gerekir. Ehl-i sünnet âlimi olan hakiki din adamlarının kabul ve tasdik etmediği kitaplardan ve sözlerden din bilgisi öğrenmeye kalkışmamalıdır!

Her din kitabına yahut âlim görünen ve din adamı denilen herkesin sözüne veya kitabına uyarak ibâdet yapmak caiz değildir. Ehl-i sünnet olmayan din adamlarının kitaplarına ve sözlerine uymamalıdır! Muteber kitaplardan toplanmış, tercüme edilmiş İlmihali okumalıdır! Böyle tercüme edilmemiş, kafadan yazılmış ilmihal kitaplarını ve uydurma tefsirleri okumak insanı dünya ve ahıret felaketlerine sürükler.

Âlimin dindeki yerini, kıymetini bilmiyenler "Elimizde Kur'an var iken âlime ne lüzum var" diyorlar. Kur'an-ı kerimi herkes kolayca anlasa idi, Peygambere ihtiyaç kalmazdı. Hadis-i şerifler, Kur'an-ı kerimin açıklaması mahiyetindedir. Hakiki âlimler de, hadis-i şerifleri açıklamışlardır. Arapça bilen herkese âlim denmez. Hakiki âlim, Kur'an-ı kerimi, hadis-i şerifleri açıklıyan selahiyetli, yüksek insandır. Sünneti, bid'ati bilir. Hakkı bâtıldan ayırır. Selef-i salihin itikadındadır. Yani Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadındadır.

Çok ilmi olduğu hâlde, hakkı bâtıldan ayıramıyan, hakiki âlim değildir. Yetmiş iki sapık fırkanın önderleri de derin âlim idi, hakkı bâtıldan ayıramadıkları, Ehl-i sünnetten ayrıldakları için dalalete düşmüşlerdir.

Mesela Vasıl bin Ata, Hasan Basri hazretlerinin talebesi iken, hocasına itiraz edip, Ehl-i sünnetten ayrılarak Mutezile fırkasını kurdu. İbni Teymiyyenin de ilmi çok idi. Selef-i salihinin yani Ehl-i sünnet âlimlerinin sözbirliğinden ayrıldı. Vehhabi sapık fırkasının kurulmasına sebep oldu. Bugünkü mezhepsizlerin de önderi durumundadır. Bugün hangi isim altında faaliyet gösterirlerse göstersinler bütün bozuk akımların akıl hocası İbni Teymiyyedir.


Gerçek âlimler çok azalmıştır

İslâm âlimlerinin en büyüklerinden olan İmam-ı Rabbanî hazretleri, dörtyüz yıl önce buyurdu ki: “İslâm âlimleri, bugün garip oldu, azaldı. Şimdiki tarikatçıların yoluna bid'at karıştığı ve bu yol bozulduğu için, Resulullahın sünnetine sarılmış olan büyük âlimleri, bu millet tanımaz oldu. Bu bilgisiz kimseler, milletin kalbini, bu bid'atlerle kazanmaya çalıştılar. Böyle yapmakla, dini yayacaklarını, hatta İslâmiyeti olgunlaştıracaklarını sandılar. Hâşâ öyle değildir. Bunlar dini yıkmaya çalışıyorlar. Allahü teâlâ bunları doğru yola kavuştursun! Şimdi büyük âlimlerden pek az kalmıştır. İslâmiyeti sevenlerin, bu âlimlerin talebelerine yardım etmeleri, onların yolunda gitmeleri gerekir.”

Hadis-i şeriflerde, “Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.”, “İlmin azalması âlimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, kendi görüşleri ile fetva vererek fitne çıkarırlar, insanları doğru yoldan sapıtırlar.” ve “Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur” buyuruldu. Alimlerin kalmadığı, azaldığı zamanlarda onların kıymetli kitaplarından istifade etmelidir.

İnsanların en iyileri olan âlimlerin yazdıkları kitapları beğenmeyip, bozuk asırdaki bozuk adamlara ve onların bozuk kitaplarına aldanmaktan sakınmalıdır!

İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki: “Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmıyan bid'at ehli yani sapık olur. Her ikisine kavuşan hakikate varır.”

Dinimizde âlimin kıymeti büyüktür: Hadis-i şerifte, “Âlimler, Peygamberlerin varisleridir” buyuruldu. Kur'an-ı kerimde âlimlerin önemi şöyle bildiriliyor:

“Allahtan en çok korkan ancak âlimlerdir.” (Fatır 28)

Allahtan korkmak büyük mertebedir. Peygamber efendimiz “Allahtan en çok ben korkarım” buyurdu. (Buharî)]

Hadis-i şeriflerde ise âlimin önemi ile ilgili buyuruldu ki:

“Âlimlere tabi olun! Çünkü onlar, dünya ve ahıretin ışıklarıdır.” (Deylemî)

“Âlimler, kurtuluş yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur.” (İ.Neccar)

“Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.” (İ.Maverdi)

“Bilmediklerinizi salih[âlim]lerden sorup öğrenin!” (Taberânî)


İslamiyeti bize ulaştıran âlimlerdir

Ehl-i sünnet âlimleri çok yüksek insanlardır. Dinimizi bozulmadan günümüze ulaşmasını sağlayan bunlardır. Evliyânın büyüklerinden olan Sehl bin Abdüllah Tüsterî hazretleri “Eğer Mûsâ ve Îsâ aleyhimesselâmın ümmetlerinde, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfe gibi bir zât bulunsaydı, bunlar yehûdîliğe ve hıristiyanlığa dönmezdi” buyurmuştur.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Allahü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim kalmayınca da, cahiller bilmeden yanlış fetva verir, hem kendilerini, hem de başkalarını sapıtırlar.” (Buharî)

“Bir âlim ölünce, İslâmda bir gedik açılmış olur. Kıyâmete kadar bu boşluk kapanmaz.”

“Âlimin ölümüne üzülmiyen, münafıktır. Bir âlimin ölümünden daha büyük musibet yoktur. Bir âlim ölünce, gökler ve göklerde olanlar, yetmiş gün ağlarlar.”

Kur’an-ı kerimde “Allahın ipine sarılın!” buyuruluyor. Ahmed bin Muhammed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki: Kur'an-ı kerimdeki (Allahın ipi)nden maksat, cemaattır. Cemaat da, fıkıh ve ilim sahipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan dalalete düşer. Sivad-ı A'zam, fıkıh âlimlerinin yoludur.

Fıkıh âlimlerinin yolu da, Peygamber aleyhisselamın ve Hulefa-i raşidinin yoludur. Bu yoldan ayrılanlar, Cehenneme gider. Kurtuluş, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasındadır. Fırka-i sünnet vel cemaat fırkasındadır. Fırka-i naciyye, bugün dört mezhebde toplanmıştır. Bu zamanda bu dört hak mezhebden birine tabi olmıyan, bid'at sahibi olup Cehenneme gider.

Tesavvufun, vilâyetin yüksek tabakalarında bulunan Evliyâ da, ilmi olmıyan, aşağı derecelerdeki Müslümanlar gibi, bir mezhebe tâbi olmuşlardır. Bistâmî, Cüneyd, Celâleddîn-i Rûmî ve Muhyiddîn-i Arabî hazretleri gibi Evliyâ, herkes gibi, bir mezhebe tâbi’ olarak yükselmişlerdir. Mesela, Abdülkâdir-i Geylânî hanbelî idi. Ebû Bekr-i Şiblî, mâlikî idi. İmâm-ı Rabbânî ve Cerîrî, hanefî idi. Hâris-i Muhâsibî, şâfi’î idi

Fıkıh kitaplarına yapışmak, bir ağaç dikmek gibidir. Evliyâya hâsıl olan haller bu ağacın meyveleri gibidir. Meyve elde etmek için, ağaç dikmek şarttır. İslâmiye uyulmazsa, tesavvuf ve evliyâlık hâsıl olamaz. Böyle iddiâda bulunanlar, zındıkdır, dinsizdir. Böyle kimselerden, arslandan kaçmakdan daha çok kaçmalıdır. Arslan, insanın yalnız canını alır. Bunlar ise, dînini ve îmânını alır.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
« Son Düzenleme: Nisan 16, 2007, 05:13:08 ÖS Gönderen: demokrasi »
Logged

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM ,
ZALİMİ ASLA SEVEMEM...
GELENİN KEYFİ İÇİN ,
GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM..
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI HATTA BOĞARIM..
BOĞAMAZSIN Kİ !!
HİÇ OLMAZSA YANIMDAN KOVARIM...


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Üye Ol or Giriş Yap
« Yanıtla #1 : Nisan 16, 2007, 04:31:33 ÖS »
demokrasi
Co Admin
TuTQu Süper Üye
*



Başarı: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.519

EY! TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN


ALİMLERİN DİNDEKİ YERİ

Alimin ölümü alemin ölümüdür

Bütün insanlara önce lâzım olan şey, “Ehl-i sünnet” âlimlerinin kitâblarında bildirdikleri gibi, bir îmân ve i’tikâd edinmektir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın yolunu bildiren, Kur’ân-ı kerîmden murâd-ı ilâhîyi anlayan, hadîs-i şerîflerden murâd-ı peygamberîyi çıkaran bu büyük âlimlerdir. Kıyâmetde kurtuluş yolu, bunların gösterdiği yoldur. Allahü teâlânın Peygamberinin ve Onun Eshâbının yolunu kitâblara geçiren, değişdirilmekden ve bozulmakdan koruyan, “Ehl-i sünnet” âlimleridir.

Dört mezhebde ictihâd derecesine yükselmiş olan âlimlere ve bunların yetiştirmiş oldukları büyük âlimlere “Ehl-i sünnet” âlimleri denir. Ehl-i sünnetin reîsi ve kurucusu, İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe ve iki imâm, Ebû Mensûr Mâ-türîdî ve Ebûl-Hasen-i Eş’arîdir.

Dînimiz ilme ilim adamına çok önem vermiştir. Yaratılış gayesine uygun yaşamak, dînimizin emrettiği faydalı işleri yapmak, zararlı şeylerden kaçmak için ilim sâhibi olmakla mümkündür. Bunun için ilme ve ilim adamlarına hürmet etmek boynumuzun borcudur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“İlim öğrenmek, kadın-erkek her müslümana farzdır.”

“İlim Çin'de de olsa, talep ediniz!”

“Hikmet, [fen ve san'at] mü'minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!”

(Beşikten mezâra kadar ilim öğreniniz çalışınız!)

“Bilerek yapılan az bir ibâdet, bilmiyerek yapılan çok ibâdetten daha iyidir.!

Kur'ân-ı kerîmde buyuruldu ki:

“Allah îmân edenleri yüceltir; bunlardan kendilerine ilim verilmiş olanları ise, kat kat derecelerle yükseltir.”

“De ki, hiç bilenlerle bilmiyenler bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.”

“Kulları arasında Allahü teâlâdan en çok korkan âlimlerdir.”

Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:

“Âlimler Peygamberlerin vârisleridir.”

“Yer ve gök ehli, âlim için Allahtan mağfiret diler.”

“Bir âlimin ölmesi, bir şehir halkının ölümünden daha büyük ziyândır.”



Herkes doğru yolda olduğunu zanneder

Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden çıkarılan ilmler içinde, kıymetli ve doğru olan, yalnız “Ehl-i sünnet” âlimlerinin anladıkları ve bildirdikleridir. Ehl-i sünnet âlimleri, bu ilmleri, Eshâb-ı kirâmdan öğrendi. Bunlar da, Resûlullahdan öğrendiler.

Her mülhid, her bid’at sâhibi ve her câhil, tutduğu yolun, Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygun olduğunu sanır ve iddi’â eder. Bu hâlde, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden çıkarılan her ma’nâ, makbûl ve mu’teber değildir.

Ehli sünnet imamların ve yüzlerce talebelerinin ve bunların da yetişdirdiği binlerce büyük insanın yazdığı milyonlarca kitâb, Peygamberimizin yolunu, bütün dünyâya doğru olarak yaymış, tanıtdırmışdır. Bugün islâm dînini, duyamıyacak, hür dünyâda bir şehir, bir köy ve bir kimse kalmamışdır. İslâmiyyeti işitince, doğru olarak öğrenmek istiyene, Allahü teâlâ, bunu nasîb edeceğini va’d buyurmuşdur. İslam büyüklerinin nasihatları, vasiyetleri hep ilim üzerine olmuştur.

Lokman aleyhisselâm, oğluna nasihatınde buyurdu ki:

“Âlimlerle otur, hikmet sâhiplerinin sözlerini dinle! Muhakkak ki, Allahü teâlâ bahar yağmuru ile toprağa hayat verdiği gibi, ölü kalbleri hikmet nurları ile diriltir.”

İlim, Cennete giden bir yol, gurbette arkadaş, yalnızlıkda sırdaştır. İlim, iki cihânda kurtuluş, düşmana karşı siperdir. İnsan için hayâ, gözler için ziyâdır.

İlim öğrenmek ve öğretmek çok mühimdir. Kur'ân-ı kerîmde buyuruldu ki:

“Allahü teâlâ ilim verdiği âlimlerden de Peygamberlerden aldığı misâk gibi, ilimlerini saklamayıp insanlara açıklamaları için, söz almıştır.”

“Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle da'vet et!”

Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:

“En güzel hediye, hikmetli bir sözü iyice anlayıp, din kardeşine anlatmaktır. Bu aynı zamanda bir senelik ibâdete de karşılıktır.”

“Muhakkak ki, melekler, yer-gök ehli, yuvadaki karıncalar ve denizdeki balıklar, insanlığa iyiliği öğretenlere duâ ederler.”

“Heves edilecek iki kimse vardır: Birincisi Allahü teâlânın kendisine verdiği ilimle amel edip başkasına da öğreten, ikincisi de, Allahın verdiği serveti hayra sarfedendir.”

“Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, gece sabaha kadar ibâdet etmekten daha sevâbdır.”



Doğru ilim gerçek âlim çok kıymetlidir

Ehl-i sünnet âlimlerinin, o büyük ve dindâr insanların bildirdikleri i’tikâddan, îmândan kıl kadar ayrılanların, kıyâmette azaptan kurtulmaları imkânsızdır. Böyle olduğu akıl ile, Kur’ân-ı kerîm ile ve hadîs-i şerîfler ile ve din büyüklerinin (Basîretleri) ile ya’nî kalb gözleri ile görmeleri ile anlaşılmakdadır. Yanlışlık ihtimâli yokdur.

Bu büyüklerin kitâblarında bildirdikleri doğru yoldan kıl kadar ayrılanların sözleri ve kitâbları, zehirdir. Hele dünyâlık toplamak için, şöhret olmak için dîni âlet edenlerin ve kendilerine din adamı ismini verip, her akıllarına geleni yazanların hepsi, din hırsızıdır.

Bu tür insanların, kitaplarını ve dergilerini okuyanlar dinden çıkar da haberi olmaz. Bunlara aldananlar, kendilerini Müslüman sanıp namaz kılar. Halbuki, îmânları çalınmış, gitmiş olduğundan namazları ve hiçbir ibâdetleri ve iyilikleri kabûl olmaz ve âhıretde işe yaramaz.

Dinlerini dünyâya satanlar hakkında, Bekara sûresinde meâli, “Câhiller, ahmaklar, dünyâdaki zevk ve lezzetlere kavuşmak için, dinlerini, îmânlarını verdi. Âhıretlerini satıp, dünyayı, şehvetlerinin istediklerini aldılar. Kurtuluş yolunu bırakıp, helâke koşdular. Bu alış verişlerinde birşey kazanmadılar. Bunlar, ticâret ve kazanç yolunu bilmedi. Çok ziyân etti” olan onaltıncı âyet-i kerîmesi gönderildi.Bunun için dinimiz doğru ilme, doğru din adamına çok önem vermiştir. Dinimizin nezdinde ilim ve âlim çok kıymetlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

“Doğru ilim sahibi olan ve ilmi ile amel eden bir âlim ile Peygamberler arasında bir derece fark vardır. Bu bir derece, peygamberlik makamıdır.”

“Âlimlere hürmet eden, Allaha ve Resûlüne hürmet etmiş olur.”

“Âlimlerimize kıymet vermiyen bizden değildir.”

“Âlim veya ilim talep edenden başkası benden değildir.”

“Fitne, insanları fırtına gibi savurduğu zaman, âlim ancak ilmiyle kendini kurtarır.”

“Namazın kabul olması için, âlimler imam olsun. Çünkü âlimler, sizinle Rabbiniz arasında elçidir.”

“Âlimin, çok ibâdet edene üstünlüğü, ondördüncü gecede, ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.”

“Âlimler birer rehberdir.”



Âlimin önemini bildiren Hadis-i şerifler

“Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.”

“Âlim ile beraber olun, diz dize oturun. Çünkü Allahü teâlâ, yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi, ölü kalbleri de hikmet nuru ile diriltir.”

“Âlimi ziyaret eden beni ziyaret etmiş olur.”

“Âlim Allahın sultanıdır. Ona dil uzatan helâk olur.”

“Âlimlerin mürekkebi şehitlerin kanı ile tartılmış ve mürekkep ağır gelmiştir.”

“Âlime hakaret edeni, Allahü teâlâ, herkesin içinde hakir, rezil eder.”

“Âlimin sesinden yüksek sesle konuşanı, Allahü teâlâ, dünya ve ahirette hakir eder.”

“Allahü teâlâ, sizden ilmi almak için ilmi ile amil olan âlimleri kaldırır. Cahiller kalır. Dinden suâl edenlere, kendi akılları ile cevap verip, insanları doğru yoldan ayırırlar.”

“Âlim ölünce, denizdeki balıklar bile kıyamete kadar ona istiğfar ederler.”

“Bir âlimin ölmesi, bir şehir halkının ölümünden daha büyük ziyandır.”

“Bir zaman gelir, âlimler ölür, din âlimi kalmaz. Câhiller din adamı yerine geçirilir. Onlar da bilmeden fetva verip, herkesi, doğru yoldan çıkarırlar.”

“Ümmetimin âlimleri, İsrâîl oğullarının Peygamberleri gibidir”

“Bir kimse, ilim talebi ile yola düşerse, Allahü teâlâ, Cennet yollarından birini ona kolaylaştırır.”

“İlim yolunu tutana, Allah Cennet yolunu açar.”

“Melekler, ilim talebesinden mennun oldukları için kanatlarını üzerine gererler.”

“Bir sabah bir mes'ele öğrenmek, yüz rek'at namaz kılmaktan hayırlıdır.”

“İlimden bir mes'ele öğrenmek, bütün varlığı ile dünyadan hayırlıdır.”

“Ya âlim, ya öğrenci, ya dinleyici veya bunları seven olun. Yoksa helâk olursunuz.”

Zamanımızdaki tehlikelerden; sahte şeyhlerden, aydın din adamı kılığındaki sinsi din düşmanlarının şerrinden kurtulmanın yolu ehli sünnet âlimlerinin tabii olmak, onların fıkıh, ilmihal kitaplarından dini öğrenmektir. Elinde ehl-i sünnet ölçüsü olanları, kimse kandıramaz. İlmin olmadığı, âlimin bulunmadığı yerde, din de kalmaz. Nitekim, hadis-i şerifte, “İlim bulunan yerde müslümanlık vardır. İlim bulunmayan yerde müslümanlık kalmaz” buyuruldu.



İlim üstâddan öğrenilir

Muhafız ve rehbersiz çöl yollarına çıkan kimse, kendini tehlikeye atmış olur. Onun sonu, sâhipsiz yetişen bir ağacın hâline benzer. Ağaç, bakıp sulayan olmazsa, çabucak kurumaya mahkûmdur. Hattâ bu ağaç, imkân bulup büyüse de, aşılanmamış olduğu için iyi meyva vermez. Bundan dolayı müslümanların dayanağı da âlimlerdir.

Irmak kenarında yürüyen bir âmânın, rehberine tutunduğu gibi, insan da âlime sarılmalı ve her hâliyle onun sözünü dinlemelidir. Hadis-i şerifte, “Bir âlim, bir şehirden gelip geçse, âlimin o yere ayak basmasının hürmetine, oradaki kabristandan kırk gün azâb kaldırılır.” buyuruldu.

Bir insanın, ilim öğrenebilmesi ve doğru yolu bulabilmesi için, bir öğreticiye ihtiyâcı vardır. Çünkü hadîs-i şerîfte, “İlim üstâddan öğrenilir.” buyuruldu. Kur'ân-ı kerîmde ise, “Eğer bilmezseniz, bilenlerden sorun!” buyuruldu.

Alimin ehemmiyetinin büyüklüğü buradan da anlaşılmaktadır. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için de sebeplere yapışmak, bir âlimin gösterdiği yolda gitmek lâzımdır. Nitekim, Kur'ân-ı kerîmde “Ey îmân edenler, Allahtan sakının ve O'nun rızâsına kavuşmak için, vesîle, vâsıta arayınız!” buyuruluyor. Bu âyet-i kerîmeden de bir öğreticiye ihtiyâç olduğu anlaşılmaktadır. Bir kimsenin rehberi olmazsa, şeytan ona rehber olur. Şeytan rehber olunca da, kendisine tâbi olanı uçurumdan uçuruma atar.

Büyük İslam âlimi İmâm-ı Rabbânî hazretleri bir nasihatında buyuruyor ki:

“İki şey sizde varsa hiç üzülmeyiniz! Biri, bu parlak dînin sâhibine uymak, ikincisi, ilim öğrendiğiniz zâtın büyüklüğüne inanmak ve onu sevmek. Allahü teâlâya sığınınız ve O'na yalvarınız ki, bu iki ni'mette gevşeklik olmasın. Bu ikisi, olunca, başka şeylerin düzelmesi kolaydır. Öğreten zâta uymak, insanı çok şeylere kavuşturur. Onun yolundan sapmak çok tehlikelidir.”

Ana-baba, çocuğunu dünya ateşinden koruduğu gibi, âlimlerden de halkı âhıret ateşinden korur. Âhıret ateşinden korumak ise daha mühimdir. Bu sebeptendir ki, alimin hakkı, ana-baba hakkından üstündür. Ana-baba geçici olan şu hayatın varlığına, âlim ise, ebedî saâdetin teminine vesîledir. Âhırette ebedî hayatı kazandıracak olan ancak âlimdir. Alim demek âhıret ilimlerini ve dünya ilimlerini öğreten kimse demektir. “İlim talebesi, ilme ve ilim öğreten âlime hürmet etmedikçe, öğrendiği ilmin faydasını göremez.” buyurulmuştur.


İlme âlime hürmet gerekir

İlme âlime önem vermek, hürmet etmek gerekir. Aksi takdirde bunlar devam etmez. Hazret-i Şa'bî anlatır: "Bir gün binmesi için, Zeyd bin Sâbit'e katırını yaklaştırdım. O sırada Abdüllah bin Abbâs gelerek Üzengiyi tutmak istedi. Bunu gören Zeyd, “Ey Resûlullahın amcazâdesi, Üzengiyi bırak!” dedi. İbni Abbâs, “Biz âlimlere bu şekilde muamele ile emrolunduk” dedi. Bunun üzerine Zeyd, İbni Abbâs'ın elini öpüp “Biz de, Resûlullahın ehl-i beytine hürmet etmekle emrolunduk” diye mukabelede bulundu."

Hazret-i Ali'nin "Bana ilimden bir harf öğretenin kölesiyim" buyurması, âlime hürmetin ehemmiyetini göstermektedir. Bir harften maksat, ilimden bir mes'eledir.

İmâm-ı Şâfiî hazretleri, bir çobanı görünce ayağa kalkmış. Yanındakiler, “Bu çobana hürmetinizin sebebi nedir?” diye suâl etmişler. O da, “Bu zât bana kitaplarda bulamadığım ilimden bir mes'eleyi öğrettiği için, yâni benim hocam olduğu için hürmet ediyorum” buyurmuştur. Hakîkatı bulmamıza sebep olanlara, bize çok lüzûmlu ilimleri öğretenlere gösterilecek hürmetin ehemmiyetini idrak etmek lâzımdır.

İmâm-ı a'zâm Ebû Hanîfe hazretleri, hocasının evi tarafına ayağını uzatmazdı. Halbuki, aralarında yedi sokak uzaklık vardı. Şimdi ne böyle alim kaldı ne böyle talebe. Alim olmak kolay değildir. Çünkü, din âlimi olmak için, zamanının edebiyat ve fen üzerinde, fen ve edebiyat fakültelerinden diploma almış olanlar kadar bilgi sahibi olmak, Kur'an-ı kerimi ve mânalarını ezberden bilmek, binlerle hadis-i şerifi ve mânalarını ezber bilmek, islâmın yirmi ana ilminde mütehassıs olmak ve bunların kolları olan seksen ilmi iyi bilmek, dört mezhebin inceliklerine vâkıf olmak, bu ilimlerde ictihâd derecesine yükselmek, tasavvufun en yüksek derecesinde olmak lâzımdır.

Böyle bir âlim şimdi nerede? Şimdi, din adamı tanınanlar, acaba bu büyüklerin kitaplarını okuyabilir ve anlıyabilir mi? Şimdi böyle bir âlim meydana çıksa idi, kimse dîne saldıramaz, hayâsızca iftirâlar savuran kahramânlar(!) kaçacak yer arardı.

Eskiden medreselerde, câmilerde, zamanın fen bilgileri de okutulurdu. İslâm âlimleri fen bilgilerini öğrenmiş olarak yetişirdi. Sultan Abdülmecîd zamanında, mason Reşîd pâşanın, ingiliz sefîri ile berâber hazırladığı 1839 da ilân ettiği tanzîmât kanûnu, fen derslerinin medreselerde okutulmasını yasakladı. Böylece, din adamlarının câhil olmalarına ilk adım atıldı.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM ,
ZALİMİ ASLA SEVEMEM...
GELENİN KEYFİ İÇİN ,
GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM..
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI HATTA BOĞARIM..
BOĞAMAZSIN Kİ !!
HİÇ OLMAZSA YANIMDAN KOVARIM...


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Üye Ol or Giriş Yap
« Yanıtla #2 : Nisan 16, 2007, 04:33:22 ÖS »
demokrasi
Co Admin
TuTQu Süper Üye
*



Başarı: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.519

EY! TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN


ALİMLERİN DİNDEKİ YERİ

Doğruyu eğriden ayırt edememe zorluğu

Bir şeyin doğrsunu, gerçeğini bilmeyen görmeyin, sahtesinin hakikisinden ayırt edemez. Müslümanların bugünkü sıkıntısı budur. Hakîkî din âlimi, vaktîle çok vardı. Bunun için sahtesiyle gerçeği rahat ayırt edilebiliyordu. Mesela, imam-ı Muhammed Gazâlî hazretlerini görseydik, tanısaydık, gerçek âlimin ne demek olduğunu anlardık. Çünkü, Gazali hazretlerinin din bilgilerindeki derinliğine, ictihâdda derecesinin yüksekliğine, eserleri şâhittir. Bu eserleri okuyup anlıyabilen, onu tanır. Onu tanıyamıyan, kendi kusurunu Ona yüklemeye yeltenir.

Âlimi tanımak için, âlim olmak lâzımdır. O, zamanının bütün fen bilgilerinde de, mütehassıs idi. Bağdat Üniversitesinin rektörü idi. O zamanın ikinci dili olan rumcayı iki senede öğrenmiş, eski Yunân ve Roma felsefesini, fennini incelemiş, yanlışlarını, yüz karalarını kitaplarında bildirmiştir. Dünyanın döndüğünü, maddenin yapısını, ay, güneş tutulmasının hesaplarını, daha nice teknik ve sosyal bilgileri yazmıştır.

Bugün, böyle âlim olmadığana göre, dînimizi o büyük âlimlerin kitaplarından okuyup, öğreneceğiz! Din bilgileri, Ehl-i sünnet âlimlerinden veya bunların kitaplarından öğrenilir. Keşif ile, ilhâm ile, ilim elde edilmez. Bunların kitaplarını okuyan, hem ilim öğrenir, hem de kalbleri temizlenir.

Hicri dörtyüz senesinden sonra, mutlak müctehid âlim kalmadığı gibi, bindörtyüz senesinden sonra da, insân-ı kâmil görülemez oldu. İnsân-ı kâmil olmıyan, Evliyâ ve müctehid olmıyan müceddidler, kıyâmete kadar, yeryüzünde bulunacaktır. Bu müceddidler, müctehidlerin kitaplarını her tarafa yayacaklar, unutulmuş olan hak yolunu, Ehl-i sünnet bilgilerini insanlara bildireceklerdir.

Dünyaya yayılmış olan, bid'at sahiplerinin ve sahte tarîkatçıların ve zındıkların, fen ve din yobazlarının, yalanlarına, iftirâlarına cevaplar vereceklerdir. Bunların yazdıkları doğru kitapları bulup okuyanlar, dünyada ve âhırette saadete kavuşacaklardır.

Sehl bin Abdullah hazretleri buyuruyor ki: Âlimler hariç, insanlar helak olmuştur. İlmiyle amel edenler hariç, âlimler de helak olmuştur. İhlaslı olanlar hariç, amel eden âlimler de aldanmıştır.” O hâlde gerçek âlim, ilim, amel ve ihlas sahibi salih kimsedir. Peygamber efendimiz de, “Âlim, ilmi az da olsa, ilmi ile amel eden kimsedir” buyuruyor.


İlim öğrenmede usul önemlidir

İlim öğrenmede usul çok önemlidir. Yanlış yola sapan yanlış yere gider. Eshab-ı kiram efendilerimiz, Resûlullahdan aldıkları, beden ve kalb bilgilerini, müslümanlara bildirdiler. Daha sonra gelen müslümanlar da, beden bilgilerini fıkh kitaplarından, kalb bilgilerini, Evliyânın kalblerinden aldılar.

“Ben, beden bilgilerini, doğruca Resûlullahın sözlerinden, yâni hadis-i şeriflerden öğreneceğim” diyenler, hadis-i şerifleri yanlış anlıyarak, nefsin ve şeytanın tuzaklarına düştükleri gibi, “Ben kalb bilgilerini doğruca Resûlullahın kalbinden alacağım” diyenler de, nefsin ve şeytanın tuzaklarına düşmüşlerdir.

Beden bilgilerinin, Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerinden veya kitaplarından, kalb bilgilerinin de, bu âlimlerin, hayatta olanlarının kalblerinden, vefâtlarından sonra da, ruhlarından alınması lâzımdır. Bu bilgilerin mütehassısları, yâni Müctehidler ve Velîler, böyle söylemişlerdir.

“Talebesi arasında âlim, Eshâbı arasındaki Peygamber gibidir”, “Âlimin talebesinden üstünlüğü, Peygamberin ümmetinden üstünlüğü gibidir”, “Herşeyin bir kaynağı vardır. Takvânın menbaı âriflerin kalbleridir”, “Fıkh dersinde bulunmak, bir sene ibâdet yapmaktan daha iyidir”, “Âlimin yüzüne bakmak ibâdettir” hadis-i şerifleri, yukarıdaki bunun vesikasıdır.

Allahü teâlâ, islâm dîninin kıyâmete kadar devam edeceğini vaat etti. Velî demek, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmuş olan, Ehl-i sünnet âlimi demektir. “Ehl-i sünnet” demek, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin gösterdiği yol demektir.

Ehl-i sünnet âlimleri, bu yolu Eshâb-ı kirâmdan öğrendiler. Kendi anladıklarına değil, Eshâb-ı kirâmdan işittiklerine sarıldılar. Ehl-i sünnetten ayrılmak, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin doğru yolundan ayrılmak olur. Ehl-i sünnetten ayrılanlar arasında, Kur'an-ı kerimdeki ve mütevâtir olan hadis-i şeriflerdeki şüpheli delîlleri yanlış tevil edenler, kâfir olmazlar ise de, bid'at sahibi oluyorlar. Bu delîllerden çıkardıkları yanlış ve bozuk bilgilere, “Kur'an yolu”, “Eshâb yolu” diyerek, ahmakları, câhilleri aldatıyorlar.

Buharîdeki, “Bir zaman gelir, din âlimi kalmaz, din adamı yerine geçirilen cahiller, bilmeden fetva verir, herkesi, doğru yoldan çıkarmaya çalışırlar” hadis-i şerifi, âlimlerden nakletmeye taklidçilik diyerek, Ehl-i sünneti kötüliyen, dinde reformcuların zararlarını bildirmektedir. Yine Buharîdeki “Kıyamete yakın, ilim yok olur, din cahilleri çoğalır, içki içen ve zina edenler artar” hadis-i şerifi de, dinde reformcuların, din adamı olarak ortaya çıkacaklarını bildiren Resulullahın mucizelerinden biridir.


İlim sahibi olmanın faydası ve zararı

İlmin kıymetli, şerefli olması, sâlih, iyi niyete bağlıdır. Bunun için ilmi, câhillikten ve nefsinin kötü isteklerinden kurtulmak için öğrenmek lâzımdır. Ayrıca ilim, amel etmek ve başkalarına öğretmek ve bunları ihlâs ile yapmak için öğrenilir. Amel ve ihlâs ile olmayan ilim zararlıdır. Hadîs-i şerîfte, “Allah için olmayan ilmin sahibi, Cehennemde ateşler üzerine oturtulacaktır” buyuruldu. Makam, şan-şöhret için, dünyalık ele geçirmek için ilim öğrenmek, ya'nî dîni dünyaya âlet etmek, altın kaşıkla necâset yemeye benzer. Dîni dünya kazancına âlet edenler, din hırsızlarıdır.

Hadîs-i şerîfte, “Bu ümmetin âlimleri iki türlü olacaktır: Birincileri, ilimleri ile insanlara faydalı olacaktır. Onlardan bir karşılık beklemiyeceklerdir. Böyle olan insana denizdeki balıklar ve yeryüzündeki hayvanlar ve havadaki kuşlar duâ edeceklerdir. İlmi başkalarına faydalı olmayan, ilmini dünyalık ele geçirmek için kullananlara kıyâmette Cehennem ateşinden yular vurulacaktır” buyuruldu.

İslâmiyete uyan, ilmini dünyalık menfaatlerine âlet etmiyen âlim, etrafına ışık saçan ışık kaynağı gibidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Kıyâmet günü bir din adamı getirilip Cehenneme atılır. Cehennemdeki tanıdıkları, sen dünyada Allahın emirlerini bildirirdin. Niçin bu azâba düştün derler. Evet, günâhtır yapmayın derdim, kendim yapardım. Yapınız dediklerimi de yapmazdım. Bunun için, cezâsını çekiyorum der.”

Emânetçinin kendisine bırakılan malları muhâfaza etmekte emîn olması lâzım geldiği gibi, din âliminin de, islâm bilgilerini bozulmaktan muhâfaza etmekte emîn olması lâzımdır. Resûlullah efendimiz, “Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür” buyurdu. Çünkü âlimler, bilerek günâh işlemektedir.

Kötü din adamı, kanalizasyona benzer. Görünüşte, sağlam, san'at eseridir. İçi ise, pislik doludur. Hadîs-i şerîfte, “Kıyâmet günü azâbların en şiddetlisi, ilmi kendisine fâideli olmıyan din adamınadır” buyuruldu. Başka bir hadîs-i şerîfte, “Cehennemde azâb çekenlerden ba'zıları, kötü kokular yayar. Bu koku diğerlerine ateşten daha fazla azâb verir. Sen ne günâh işledin ki, böyle pis koku çıkarıyorsun denildikte, ben din adamı idim. Bildiklerimi yapmazdım der” buyuruldu.

İlmin kıymetli, şerefli olması, sâlih, iyi niyete bağlıdır. Bunun için ilmi, câhillikten ve nefsinin kötü isteklerinden kurtulmak için öğrenmek lâzımdır. Ayrıca ilim, amel etmek ve başkalarına öğretmek ve bunları ihlâs ile yapmak için öğrenilir. Amel ve ihlâs ile olmayan ilim zararlıdır. Hadîs-i şerîfte, “Allah için olmayan ilmin sahibi, Cehennemde ateşler üzerine oturtulacaktır” buyuruldu. Makam, şan-şöhret için, dünyalık ele geçirmek için ilim öğrenmek, ya'nî dîni dünyaya âlet etmek, altın kaşıkla necâset yemeye benzer. Dîni dünya kazancına âlet edenler, din hırsızlarıdır.

Hadîs-i şerîfte, “Bu ümmetin âlimleri iki türlü olacaktır: Birincileri, ilimleri ile insanlara faydalı olacaktır. Onlardan bir karşılık beklemiyeceklerdir. Böyle olan insana denizdeki balıklar ve yeryüzündeki hayvanlar ve havadaki kuşlar duâ edeceklerdir. İlmi başkalarına faydalı olmayan, ilmini dünyalık ele geçirmek için kullananlara kıyâmette Cehennem ateşinden yular vurulacaktır” buyuruldu.

İslâmiyete uyan, ilmini dünyalık menfaatlerine âlet etmiyen âlim, etrafına ışık saçan ışık kaynağı gibidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Kıyâmet günü bir din adamı getirilip Cehenneme atılır. Cehennemdeki tanıdıkları, sen dünyada Allahın emirlerini bildirirdin. Niçin bu azâba düştün derler. Evet, günâhtır yapmayın derdim, kendim yapardım. Yapınız dediklerimi de yapmazdım. Bunun için, cezâsını çekiyorum der.”

Emânetçinin kendisine bırakılan malları muhâfaza etmekte emîn olması lâzım geldiği gibi, din âliminin de, islâm bilgilerini bozulmaktan muhâfaza etmekte emîn olması lâzımdır. Resûlullah efendimiz, “Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür” buyurdu. Çünkü âlimler, bilerek günâh işlemektedir.

Kötü din adamı, kanalizasyona benzer. Görünüşte, sağlam, san'at eseridir. İçi ise, pislik doludur. Hadîs-i şerîfte, “Kıyâmet günü azâbların en şiddetlisi, ilmi kendisine fâideli olmıyan din adamınadır” buyuruldu. Başka bir hadîs-i şerîfte, “Cehennemde azâb çekenlerden ba'zıları, kötü kokular yayar. Bu koku diğerlerine ateşten daha fazla azâb verir. Sen ne günâh işledin ki, böyle pis koku çıkarıyorsun denildikte, ben din adamı idim. Bildiklerimi yapmazdım der” buyuruldu.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM ,
ZALİMİ ASLA SEVEMEM...
GELENİN KEYFİ İÇİN ,
GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM..
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI HATTA BOĞARIM..
BOĞAMAZSIN Kİ !!
HİÇ OLMAZSA YANIMDAN KOVARIM...


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Üye Ol or Giriş Yap
« Yanıtla #3 : Nisan 16, 2007, 04:37:12 ÖS »
demokrasi
Co Admin
TuTQu Süper Üye
*



Başarı: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.519

EY! TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN


ALİMLERİN DİNDEKİ YERİ

Sürüden ayrılanı kurt kapar

Ebûdderdâ hazretleri, İlmi ile âmil olmıyan din adamına âlim denilmez, buyurdu. İblîs, bütün dinleri biliyordu. Fakat ilmi ile amel etmedi. Çölde kalan kimsenin yanında çeşitli silâhlar bulunsa, bunları kullanmasını iyi bilse ve çok cesûr olsa, kendisine hücûm eden arslana karşı kullanmadıkça, bu silâhların fâidesi olur mu?

İlmiyle amil olan âlimler, "Ehl-i sünnet” alimleridir. Allahü teâlânın yardımı ve koruması bunlara ve bunların yolunda olanlaradır. Bu yolda olanlara Ehli sünnet vel cemaat denir. Allahü teâlânın gadabı ve azâbı bu fırkadan ayrılanlaradır. Bugün bu i'tikâddaki kimseler dört mezhebde toplanmıştır.

Resûlullah efendimiz, birlik beraberlik üzerinde çok durmuş, cemâ'atten, topluluktan ana cadde olan Ehli sünnet yolundan ayrılmanın zararlarını açık ifâde ile dile getirmiştir:

"Kim Cennetin ortasında olmak isterse, cemâ'atte, Eshâbımın yolundaki kimselerle beraber bulunsun. Muhakkak şeytan, yalnız kalan kimseyle beraberdir. İki kişi olunca, o yaklaşamaz."

"Allahü teâlânın rahmeti cemâ'at üzeredir. Şeytan, cemâ'ate katılmayıp, muhâlefet eden kimse ile beraberdir."

"Sürüden uzak kalan koyunu kapan kurt gibi, şeytan da insanın kurdudur. Parça parça olmaktan sakının. Cemâ'at hâlinde olun. Mescidlere koşun!"

"İki kişi, bir kişiden hayırlıdır. Üç kişi, iki kişiden, dört kişi de, üç kişiden daha hayırlıdır. Cemâ'ate koşunuz. Muhakkak ki Allahü teâlâ, ümmetimi hayır üzere toplar."

Peygamber efendimiz, bir sohbetinde, ümmetinden sâdece bir fırkanın kurtulacağını bildirince, orada bulunan Eshâb-ı kirâm, bu fırkanın kimler olduğunu sordular: Peygamber efendimiz, "Cehennemden kurtulan fırka, benim ve Eshâbımın gittiği yolda gidenlerdir" buyurdu. Bunun için bu fırkaya ehl-i sünnet vel-cemâ'at denilmiştir.

İbni Abbâs hazretleri, "Bid'atten alıkoyan, sünnete çağıran, ehl-i sünnetten bir kimseye bakmak ibâdettir" buyurdu.

Süfyân-ı Sevrî hazretleri, "Söz, ancak amel ile birlikte olursa makbûl olur. Söz ve amel, ancak doğru niyetle; niyet, amel ve söz de, ancak sünnet-i seniyyeye uymakla doğru olur" buyurdu.


Malın azdırdığı gibi ilim de azdırabilir

İlim silah gibidir. Düşman elinde zararı, dostun elinde faydası olur. Yani ilim, kibirlinin kibrini, tevazu ehlinin tevazuunu artırır. İlim yağmur gibidir. Yağmur, temiz olarak yağar, bitkilerin kökleri bu suyu emer, kendi vasfına çevirir. Aynı yağmur suyu, biberi acılaştırırken, karpuzu tatlılaştırır. Temiz olan ilim de, kibirliyi azdırır, mütevazının da tevazuunu artırır.

Kabül Ahbar hazretleri "Malın azdırdığı gibi ilim de azdırabilir." buyuruyor. Az da olsa, bir şey bilen insan cahillerin yanlışlıklarını görünce, ben onlar gibi değilim diye kendini beğenir. İlim sahibi de, ekseriya, kendini cahilden üstün görür. Âlim, kibirden kurtulmak için şu iki şeyi bilip ona göre amel etmelidir:

Birincisi: Allahü teâlâ katında âlimin mesuliyetinin daha fazla olduğunu bilmesidir. Çünkü, günah olduğunu bilerek isyan eden ile, bilmiyerek o günahı işliyenin cezası elbette bir olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Kıyamette bir din adamı getirilip Cehenneme atılır. Cehennemdeki tanıdıkları ona, "Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?" derler. O da, "İnsanlara, günahtır, yapmayın" der, kendim yapardım. "Şu ibâdeti yapın" der, kendim yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum" der.” (Buharî)

“Mirac gecesi ateşten makaslarla kendi dudaklarını kesen insanlar gördüm. Cebrail aleyhisselama bunların kim olduğunu sordum." Kendileri yapmadıkları hâlde "yapın" diyen vaizlerdir" dedi.” (Müslim)

“Kıyamette en şiddetli azab, ilmi kendine fayda vermiyen din adamınadır.) (Beyhekî)

“Cehennemde azab çekenlerden bazılarının yaydıkları kötü kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azab verir. "Sen ne günah işledin ki, öyle pis koku çıkarıyorsun?" diye sorulunca, "Ben din adamı idim. Bildiklerimi yapmazdım." der.” (İ.Ahmed)

İblis, âlim idi. Fakat ilmi ile amel etmedi. Dağda kalan kimsenin yanında, çeşitli silahlar bulunsa, bunları kullanmasını iyi bilse ve çok cesur olsa, kendine hücum eden arslana karşı kullanmadıkça, bu silahların faydası olur mu? Bilip de amel etmiyenler, Cuma suresi 5. ayetinde eşeğe, Araf suresi 175. ve 176. ayetlerinde ise köpeğe benzetilmiştir.


Hattâ hayvandan daha aşağıdırlar

İlmi kötü yolda, insanların zararında kullanmak istiyen kimselere ilim, fen öğretmek câiz değildir. Böyle kimselere ilim öğretmek, domuzlara altın ve inci tasma takmak gibidir. Hadîs-i şerîfte, “Kıyâmete yakın hakîkî din bilgileri azalır. Câhil din adamları, kendi görüşleri ile fetvâ vererek, insanları doğru yoldan saptırırlar” buyuruldu.

Bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Bir zaman gelir ki, insanlar din adamından sokakta rastladıkları eşek ölüsünden kaçar gibi kaçarlar.”

Bu hâl, insanların hâllerinin bozuk, zararlı olacaklarını haber vermektedir. Çünkü, ilme Allahü teâlâ kıymet vermektedir. Fakat dünyaya tapınan ahmaklar, çocuk iken ilim tahsil etmemiş, büyük yaşında iken de, hakîkî din âliminin sohbetinde bulunmakla şereflenememişlerdir.

Bunların tek düşünceleri, para, mal toplamak ve mevkı', makam elde etmektir. Helâlden mi, harâmdan mı geldiğini hiç ayırt etmezler. Hakkı bâtıldan ayırmazlar. İlmin ve hakîkî din âlimlerinin kıymetini bilmezler.

Sokak serserisinin cebine inci, mercan doldurmak ve bir köre sürme hediyye etmek, akıllı kimsenin yapacağı şey değildir. Allahü teâlâ, böyle boş kafalı kimseye, “Bunlar hayvan gibidir, hattâ daha aşağıdırlar” buyurdu.

İyi bilinmeli ki, insanı dalâletten, kötü yoldan ilim ve âlimler kurtarır. Rehber olmadan doğru yola kavuşulamaz. Bunun için, Ehl-i sünnet âlimlerini ve bunların yazdığı doğru din kitaplarını arayıp, bulmak lâzımdır.

Bunun için, kıymetli ömrünü faydasız şeylerle geçirmemeli. Doğru itikatlı kimselerle görüşmeli, hakiki âlimlerin kitaplarını okumalıdır. Hadîs-i şerîfte, “Doğru ilim sahibi olan ve ilmi ile amel eden bir âlim ile Peygamberler arasında bir derece fark vardır. Bu bir derece, peygamberlik makâmıdır” buyuruldu.

İslam âlimi kolay yetişmez. İslâm âlimi yetişebilmesi için de, islâm ilimleri meydana çıkıp, yayılıp, ondan sonra da, çok senenin geçmesi lâzımdır. Düşmanlar, müslümanları ilimden mahrûm bırakarak islâm güneşini söndürdü. Bunların önderliğini, İngilizler yaptı. Hazret-i Mehdî zamanında yeniden doğacak. Zamanımızda cihâd, anarşi çıkarmakla, isyân etmekle değil, din bilgilerini, islam ahlakını yaymakla olur. Bu inceliği anlamayanların başı dertten kurtulmaz


Birlikte rahmet, ayrılıkta azab vardır

Zamanımızda kendilerini çağdaş âlim, aydın din adamı tanıtıp “Gayr-ül-mukallidîn” yani mezhepsiz denilen kimseler türedi. Bunlar, dört mezhepten hiçbirine uymuyorlar ve başkalarının uymalarını da istemiyorlar. Biz yalnız, Kur’ana, hadise uyarız, diyorlar. Böylece ana yoldan ayrırıp yeni bir yol açmak istiyorlar.

Hanefî âlimlerinden allâme seyyid Ahmed Tahtâvî buyuruyor ki: “Fıkh âlimlerinin yolundan, sivâd-i a'zamdan ayrılan, Cehenneme götüren yola sapmış olur. Bunun için, ey müminler! “ Ehli sünnet vel cemaat” denilen “Fırka-i nâciyye”nin, yani Cehennemden kurtulmuş olduğu Peygamberimiz tarafından bildirilmiş olan tek fırkanın yoluna sarılınız!

Çünkü, Allahü teâlânın yardımı ve koruması ve saadete ulaştırması, yalnız bu yolda bulunanlar içindir. Allahü teâlânın gadabı ve azâbı bu fırkadan ayrılanlar içindir. Bu fırka-i nâciyye, bugün, dört mezhebin içinde toplanmıştır. Bu dört mezhepten birinde bulunmayan kimse, bid'at ehli ve Cehennem ehli olur”. Büyük imam Süfyân-ı Sevrî “fıkh âlimi olmayan, hadis-i şeriflere uyarsa, dalâlete sürüklenir” buyurdu.

Son zamanlarda, Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklüklerini anlıyamıyanlar çoğalmaktadır. Çünkü, âlimi âlim anlar. Câhiller anlıyamaz. Din adamı geçinen câhiller, kendilerini âlim sanıyorlar. Birbirlerini, millete, islâm âlimi diye tanıtıyorlar. Biz, yalnız Kur'ana ve hadislere inanırız diyerek, Selef-i sâlihînin ictihâdlarını beğenmiyorlar. Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden, kısa görüşlerine ve kısır düşüncelerine uygun yeni yeni mânalar çıkarıyorlar.

Hadis-i şerifte öğülmüş olan ikinci yüzyılın büyüklerine, din imamlarımıza dil uzatıyorlar. Onların kıymetli kitaplarını lekelemeye uğraşıyorlar. Bütün bozuk akımkların menşei olan İbni Teymiyye ve Mevdûdî, Reşîd Rıza, Cemalettin Efgani, Seyyid Kutb, Muhammed İkbal, Hamîdullah, fizikçi Abdüsselâm ve Ahmed Didad gibi mezhepsizlerin, reformcuların kitapları, islâm âlimlerinin sözbirliği ile bildirdiklerine uymıyan bilgileri yaymaktadır. Bunlar yayıldıkça da, ana yoldan, Ehli sünnet yolundan ayrılmalar hızlanmakta, İslamiyet büyük zarar görmektedir. Bunun için İslam düşmanları bu tür adamları ya satın almakta veya elaltından çalışmalarına destek vermektedirler. Peygamber efendimiz, “Birlikte rahmet, ayrılıkta azab vardır” buyurmuştur


Vehbi ilim ve ilham

Dinde senet yalnız edille-i şerıyyedir. Bunlar, Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyastır. Akıl, ilham, rüya dinde senet olmaz. Çünkü, ilhamlara ve rüyalara, vehim, hayâl ve şeytan karışabilir. Karışmamış olanları da, tevilli, tabirli olabilir. Doğruları, eğrilerinden ayırd edilemez.

İlham, kalbe gelen bilgi demektir. İlhamlarının doğruluğu, islâmiyet bilgilerine uygun olmalarından anlaşılır. Dine sarılmıyan, bid'atten sakınmıyan kimsenin söyledikleri, nefisten ve şeytandan gelen bozuk fikirlerdir. Bugün din bilgileri doğru olarak, ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin nakli esas alan kitablarından öğrenilir.

İlham ile dinimizin hükümleri anlaşılamaz.Evliya bile olsa kalblerine gelen bilgiler, nakil bilgiler olmadıoğı için helal ve haramlar için delil, senet olamaz. Sadece, Resulullahın mübarek kalbine gelen ilham, her müslüman için senettir. Her müslümanın bunlara uyması gerekir. Evliyanın ilhamı islâmiyete uygun ise, yalnız kendisine senettir. Başkalarına senet olamaz.

İlim, ilham ile hasıl olmaz. Çünkü, ilmin kaynağı Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflerdir.Din bilgileri, ilham ile hasıl olsaydı, Allahü teâlânın Peygamberler ve kitablar göndermesine lüzum olmazdı. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki:

“Kıyas ve ictihad, dinin dört temelinden birisidir. Buna uymaya emrolunduk. Evliyanın keşif ve ilhamları böyle değildir. Bunlara uymaya emrolunmadık. ”

Bunun için, "Bizim şeyhimiz, üstadımız vehbi ilim sahibidir. Kendisine ilham gelir. Hiç bir âlimin kitabından nakil yapmadan eserler verir. Bir mesele onun kalbine doğar, ilham olunur, yahut rüyada bildirilir, o da talebelerine bildirirdi. Vehbi ilim, Allah tarafından ilham edildiği için naklii ilme zıt düşerse, vehbi ilmi tercih ederiz" gibi sözler çok yanlış düşüncelerdir. Çünkü dinde senet yalnız edille-i şerıyyedir. Akıl, ilham, rüya dinde senet olmaz. Kişilere gelen ilham delil kabul edilecek olursa, kötü niyetli kimseler dini yıkmak için bozuk düşünceler ortaya atar, hak ile batıl karışır din bundan büyük zarar görür.

Bunun için ilhamın, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri genel ölçülere uyup uymamasına bakılır. Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa, yanlış demektir. İşin doğrusu böyledir. Buna uymıyan ilhamların, sapıklık oldukları anlaşılmalıdır.



Rasih ilimli âlimler

Resulullaha tâbi olmada, ibâdetlerde olduğu gibi bütün hayırlı işlerde de hakîkî ve kusursuz uyanlara rasih alim denir. Bu râsih ilimli âlimler, Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin derin mânalarını ve işaretlerini anlar. Bütün Peygamberlerin Eshâbı böyle idi. Hepsinin nefisleri îman etmiş, mutmainne olmuştur. Böyle tâbi olmak, tasavvuf yolundan ilerleyenlere, bütün sünnetlere yapışarak bid'atlerden kaçanlara nasip olur.

Resûlullaha tam uyan, bu râsih ilimli büyüklerdir. Peygamberlerin vârisleri, yalnız bunlardır. Resûlullaha tam uydukları ve Peygamberlere vâris oldukları için, Peygamberlere ihsân olunan nîmetlerden bunlara da pay düşmektedir. O büyüklerin gizli bilgileri, bunlara da duyurulmaktadır. Bunun için, “Âlimler peygamberlerin varisleridir” “Ümmetimin âlimleri, İsrâîl oğullarının Peygamberleri gibidir!” müjdesi ile şereflenmişlerdir.

Peygamberlere vâris oldukları hadis-i şerifte bildirilenler râsih âlimlerdir. Din âlimlerinin hepsi böyle değildir. İslâm ahkâmına uyan, râsih ilimli âlimlere Allahü teâlânın vâsıtasız olarak ihsân ettiği ilme “Mevhibe” veya “Kalb ilmi” denir.

Rasih âlimler, kalb ilmi ile beraber, ahkam bilgilerinde de zirvede olan kimselerdir. Çünkü, ilm-i bâtın, ilm-i zâhirden ayrılmaz. Ancak, her ikisine kavuşanlara, “Ulemâ-i râsihîn” denir.

Bunlar, Kur'an-ı kerimdeki bilgilerin özü ile kabuğunu ve hakîkati ile sûretini birlikte elde edebilen âlimlerdir. Rasih olmayan âlimleri, bu ilimlerin yalnız kabuğunu öğrenirler. Yalnız muhkemâtı, açık olanı bilirler. Ulemâ-i râsihîn ise, muhkemât bilgilerini elde ettikten sonra, müteşâbihât (Manası kapalı, gizli) ile ne denilmek istenildiğini anlarlar. Sûret ile hakîkati, yâni muhkem ile müteşâbihi birleştirirler.

Fakat, dini bilgiler bir üstaddan öğrenmeden ve ahkamı islamiyeye tam uymadan, müteşâbihâte manâ vermeğe kalkışan ve sûreti bırakarak hakîkati arıyan kimse, câhildir, hem de kendi cehâletini anlamıyan kara câhildir. Doğru yoldan çıkmıştır da, kendi sapıklığından haberi yoktur.

Rasih alimler de diğer alimler gibi, din bilgilerini bir üstaddan öğrenmişlerdir. Çünkü hadis-i şerifte, “İlim üstaddan öğrenilir” buyuruldu. Din bilgileri ilham ile öğrenilemez. Din bilgilerinde bir öğreticiye ihtiyaç vardır. Rehberi olmayana, şeytan rehber olur. Şeytan rehber olunca da, kendisine tâbi olanı uçurumdan uçuruma atar.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM ,
ZALİMİ ASLA SEVEMEM...
GELENİN KEYFİ İÇİN ,
GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM..
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI HATTA BOĞARIM..
BOĞAMAZSIN Kİ !!
HİÇ OLMAZSA YANIMDAN KOVARIM...


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Üye Ol or Giriş Yap
« Yanıtla #4 : Nisan 16, 2007, 04:38:41 ÖS »
demokrasi
Co Admin
TuTQu Süper Üye
*



Başarı: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.519

EY! TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN


ALİMLERİN DİNDEKİ YERİ

Resulullahın üç vazifesi

Büyük âlim seyyid Abdülhakîm Arvâsî buyuruyor ki: Resûlullahın üç türlü vazîfesi vardı:

Birincisi, ahkâm-ı Kur'aniyyeyi, yâni îman edilecek bilgileri ve ahkâm-ı fıkhiyyeyi, fıkıh bilgilerini bütün insanlara “teblîg” etmek, bildirmek idi. Fıkıh bilgileri, yapılması emir veya yasak edilen işlerdir. İkinci vazîfesi, Kur'an-ı azîmüşşânın ahkâm-ı maneviyyesini, yâni Allahü teâlânın zatına ve sıfatlarına âit marifetleri, yalnız ümmetinin yüksek olanlarının kalblerine akıtmaktır. Bu vazîfeyi, birinci teblîg vazîfesi ile karıştırmamalıdır. Vehhabiler, Mezhepsiz olan kimseler, bu ikinci vazîfeye inanmıyorlar. Hâlbuki, Ebû Hüreyre hazretlerinin rivayet ettiği Buharide geçen hadis-i şerifte bu husus bildirilmektedir. Üçüncü vazîfesi, ahkâm-ı fıkhıyyeyi tatbik etmektir.

Resûlullahdan sonra dört halîfeden herbiri, bu üç vazîfeyi tam olarak başardı. Hz. Hasenin imameti zamanında, fitneler, bid'atler çoğaldı. İslâmiyet üç kıtaya yayıldı. Resûlullahın nûru, yer yüzünden uzaklaştı. Sahâbe-i kiram azaldı. Bu üç vazîfeyi, bir kişi yapamaz oldu.

Bunun için bu üç vazîfe, başka başka üç sınıfa ayrıldı. İmanı ve ahkâm-ı fıkhiyyeyi bildirmek vazîfesi, din imamlarına, yâni müctehidlere verildi. Bu müctehidlerden îmanı bildirenlere “Mütekellimîn”, fıkhı bildirenlere “Fukaha” denildi. İkinci vazîfe, yâni dileyen müslümanları, Kur'an-ı azîmüşşânın mânevî ahkâmına kavuşturmak, Ehl-i beytin oniki imamına ve Abdülkadiri Geylani hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine verildi. Cüneyd-i Bağdâdî ve Sırrî-yi Sekatî, İmam-ı Rabbani hazretleri de bunlardandır.

Üçüncü vazîfe, yâni ahkâm-ı dîniyyeyi tatbik etme işi, meliklere ve sultânlara verildi. Birinci sınıfın kısmlarına “Mezhep”, ikincisinin kısmlarına “Tasavvuf” denildi.

Îmanı bildiren mezheplere “Îtikatta mezhep” denir. Îtikat mezheplerinin yetmişüçe ayrılacağını, bunlardan yalnız birinin doğru, ötekilerinin bozuk olacağını, Peygamberimiz haber vermişti. Öyle de oldu. Doğru yolda olduğu müjdelenen fırkaya, “Ehl-i sünnet velcemâ'at” mezhebi denir. Yanlış oldukları bildirilen yetmişiki fırkaya “Bid'at fırkaları” denir.

Bunlardan, Kur'an-ı kerimde veya hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş ve müslümanlar arasına yayılmış bilgilere inanmayanlar dinden çıkmıştır. Zamanımızda bu şekilde dinden çıkıp kâfir olmuş, müslüman adını taşıyan, bozuk fikirlerini yaymaya çalışan çok kimse vardır.



Nakle değil akla güvenenlerin hali

Doğruyu bulmada nakli esas alanlar, yani vahyi, Peygamberlerin bildirdiklerini aklın ve mantığın üstünde tutanlar kurtulmuş, aklı hüccet alanlar küfür batağından kurtulamamışlardır.İmâm-ı Gazâlî, (El-münkız) kitabında, kendilerini akıllı, ilim adamı ve hiç yanılmaz sanan dinsizleri üçe ayırmıştır:

Birincisi, Dehriyyûn ve maddîciler olup, bunlar, Yunan filozoflarından asırlarca evvel vardı. Bugün de, fen adamı geçinen bazı ateistler, inançsızlar bu kısmdadır. Bunlar, Allahü teâlânın varlığına inanmayıp, âlem, böyle kendiliğinden gelmiş ve böyle gidecektir. Bunun yaratanı (Hâşâ) yoktur. Canlılar da, böyle birbirlerinden üreyip, sonsuz olarak sürecektir, diyor. Dehrî olup da, müslüman görünerek, müslümanların dînini, îmanını bozmaya, islâmiyeti içerden yıkmaya çalışan fen yobazları da çıkmıştır.

İkinci kısmı, tabî'iyyeciler olup, canlılarda ve cansızlardaki, akıllara hayret veren intizâmı ve incelikleri görerek, Allahü teâlânın varlığını söylemeye mecbûr kalmışlarsa da, tekrar dirilmeği, âhıreti, Cenneti ve Cehennemi inkâr etmişlerdir.

Üçüncü kısım, sonra gelen Yunan filozofları ve bu arada Sokrat ile talebesi Eflâtun ve onun da talebesi Aristonun felsefeleridir. Bunlar dehrîleri ve tabî'iyyecileri ret etmişler fakat, bunlar ve bunların yolunda olan Farabi ve İbni Sina da madde kadîmdir, ezelidir yani sonsuzdur diyerek küfürden kurtulamamıştır.

Bu üç kısım da ve bunların yolunda gidenler de, hep kâfirdir. Bazılarının, bunları din adamı sanması ve hattâ Peygamberlik derecesine yükseltmeleri, bu yolda hadis bile uydurdukları hayretle işitilmektedir. İnançsızlar, herşey söyliyebilir. Fakat, müslüman görünenlerin îman ile küfrü ayırd edememesi, çok acınacak bir hâldir.

Ehl-i sünnet âlimleri, dînimizin bildirdiği, nakil bilgilerine akıl ersin ermesin inandılar. Bu bilgilerden hiçbirine, akıl ermediği için, karşı gelmediler. Böylece, kabir azâbına, kabirde (Münker) ve (Nekîr) denilen iki meleğin suâl soracaklarına, sırat köprüsüne, kıyâmetteki terâzîye hemen inandılar. Akıl ermediği için, olmaz demediler. Çünkü bu büyükler, Kur'an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uydular. Aklı bu iki temel kaynağa bağladılar. Anlıyabildiklerini anlattılar. Anlıyamadıklarına öylece inandılar. Anlamadıklarına, aklımız ermediği için anlıyamadık dediler



İslam âlimini felsefecilerden ayıran fark

Ehli sünnet âlimleri, dinin bildirdiklerini herşeyin üzerinde tutmuşlar, Felsefeciler ise aklı herşeyin üzerinde tutmuşlar. Felsefeciler, herşeyi akıl ile anlamaya, akla uydurmaya kalkışan ve yalnız aklın beğendiğine inanan kimselerdir. Bunlar, aklın erebileceği şeylerde doğruyu bulabilir ise de, aklın kavrıyamadığı, erişemediği birçok şeylerde yanılıyor, aldanıyorlar. Nitekim, eski Yunan felsefecilerinin sonra gelenleri, öncekilerinin yanlışlarını çıkarmış, birbirlerini beğenmemişlerdir.

İslâm âlimleri, zamanlarına kadar olan fen bilgilerini okuyup ve seksen bilgiyi iyi öğrendikten sonra, islâmiyetin gösterdiği yolda, kalblerini açarak, nefslerini temizliyerek, aklın erişemediği bilgilerde de doğruyu bulmuşlar, hakîkate varmışlardır. İslâm âlimlerine filozof demek, bunları küçültmek olur. Felsefeciler, yanılıcı olan aklın esîri, mahkûmu kimselerdir. Bunlar tecrübe etmeyip, akıl ile söylediklerinde ve deneyleri açıklarken vehmlerine kapıldıkları zamanlarda aldanıyor, zararlı oluyorlar. Bunun için ve aklın üstüne çıkamadıkları için, bunlar, islâm âlimi gibi yüksek olamaz.

Aklı olmıyan delidir. Aklını kullanmıyan sefîhdir. Akla uygun iş yapmamak sefâhettir. Aklı az olan da ahmaktır. Yalnız akla uyup, yalnız ona güvenip, aklın ermediği şeylerde yanılan kimse, felsefecidir. Aklın erdiği şeylerde ona güvenen, aklın ermediği, yanıldığı yerlerde, Kur'an-ı kerimin ışığı altında akla doğruyu gösteren yüksek insanlar da, islâm âlimleridir. O hâlde, islâmiyette felsefe yoktur, islâm felsefesi, islâm filozofu yoktur. Felsefenin üstünde olan islâm ilimleri ve felsefecilerin üstünde olan islâm âlimleri vardır.

Akıl, göz gibidir, din bilgileri de ışık gibidir. Yâni insanın aklı, gözü gibi zayıf yaratılmıştır. Gözümüz, maddeleri, cismleri karanlıkta göremiyor. Allahü teâlâ, görme âletimizden faydalanmamız için, güneşi, ışığı yaratmıştır. Güneşin ve çeşitli ışık kaynaklarının nûru olmasaydı, gözümüz işe yaramazdı.

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, Peygamberlerin gösterdiği yolda gitmedikce, hiçbir fert, hiçbir cemiyyet mesûd olamaz. Ne kadar neşeli, sevinçli görünseler de, içleri kan ağlamaktadır. Dünyada da, âhırette de rahat ve mesûd yaşayanlar, ancak, Peygamberlere, onun varisi olan Ehli sünnet âlimlerine uyanlardır. Rahata, saadete kavuşmak için, müslüman olduğunu söylemek, müslüman görünmek yetişmez. Müslümanlığı iyi öğrenmek ve emirlere, yasaklara uymak lâzımdır.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM ,
ZALİMİ ASLA SEVEMEM...
GELENİN KEYFİ İÇİN ,
GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM..
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI HATTA BOĞARIM..
BOĞAMAZSIN Kİ !!
HİÇ OLMAZSA YANIMDAN KOVARIM...


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Üye Ol or Giriş Yap
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv
|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.12 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC | Sitemap
vBulletin Theme Design by TurkloRD
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.042 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu