prison_break
TuTQu Gezgini
 
Başarı: 18
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 568
bazen sende kendini en iyi sanirsin
|
Eski günlerden bir ânı çalmaya (hırsızlamaya) ne dersin, diye soruyorum kendime. Benim, öyle aman aman bir hayat maceram olmadı. Aslında ben hiç macera yaşamadım. Öyleyse geriye dönülecek ve ondan çalınacak olan ne olabilir?
En büyük zevklerimden biri, çantamı kitaplarımla doldurmak, kâğıtlarımı denkleştirmek, tükenmez kalemimi de yedekli olarak çantanın bir yerine yerleştirmek.. ve ver elini kahvehane..
Bütün günümü yalnızca çay içerek bir kahvehanede geçirdiğim az değildir. Öylesine ki, vaktin artık akşama döndüğünü oturduğum masanın üstüne elektrik ışığının vurmasıyla fark etmem yadırganası sayılmazdı. Eğer birkaç sayfa karalayabilmişsem ne mutlu bana. Çoğu kez dişe dokunur bir şey yazmadan yalnızca notlarımı almakla yetindiğim çok olmuştur. Yazıyı (öyküyü) genelde bir vuruştu çıkarırım. Öyle yapamazsam birkaç günümü, bazen on günümü alabilir o öyküyü kâğıda geçirmek. Yanımdaki kitapları karıştırıp dururum. O kitaplardan bir kelime yakalamaya çalışırım. Nadiren o kelimeyi yakaladığım olur. Çoğu zaman yakalayamam. Kitabı başından sonundan, ortasından karıştırır dururum.
Yani bu mudur benim eski ânlarımdan çalmayı düşündüğüm enstantane?
Demek hiç yaşamamışım.
Elin oğlu, gözünü kırpmadan bilmediği bir ülkenin bilmediği kıyılarına, üstelik bir ordu tayfasıyla can pahasına, yelken açabiliyor. “Oraya gitmeliyim” diyebiliyor. Kralları, para babalarını harekete geçiriyor ve macerasına gözü kapalı ve gözü kararmış olarak atılıyor. Başarırsa ne âlâ! Başaramazsa kimin umurunda! Gelecek sefer başka krallar bulunur, başka para babaları devreye sokulur.
Böyle söylüyorum, ama.. bizim yaptığımız da, hakça söylendikte, bundan geri kalmaz. Bir ömrü, birkaç kitap sayfasının arkasına takmak ve birkaç beyaz kâğıdın üstüne kara lekeler çiziktirerek geçirmek.. olacak şey değil. Ama hayatını salt bu işe vakfetmiş nice akıllı insan var şu dünyamızda.
Tıpkı macerasının sonunda yeni bir ülke keşfetmeye çıkmış maceraperest gibi, umudunun ardına düşerek okyanusun kara boşluğuna yelken açmış maceracının seferi gibi, yıllar yılı önündeki boş kâğıda bakarak, onun üstüne harfleri oturtmaya çalışarak ömrünü dolduran insan.. ya bir şey çıkmazsa? Ama ya çıkarsa?
Bu, tam da kumarbazın haleti ruhiyesidir. Define arayıcısını da bu kategoriye sokabiliriz. O, ya çıkarsa umudu, işte o.. bütün bir ömrü anlamlandıran dürtü.. ya çıkarsa? Peki ya çıkmazsa? Yitirilecek olan şey nedir? Ömür! Ama ya çıkarsa? Kazanılacak olan? O da bir ömür..
Eğer yitirmişsen, aslında yitirdiğin şey değeri olan bir şey değildir. O ömrü herhangi bir başka şeye vakfetmiş olsaydın da, eline geçecek olan yalnızca yitirmeyi göze aldığın şey olacaktı. Öyleyse yitirdiğin şeyin bir değeri bulunmayacaktı. Ama kazandığında kocaman bir ömür kazanmış olacaksın.. ve kazandığın bu ömür aslında yalnızca sana tahsis edilmiş bir ömür de sayılmıyor: insanlığa armağan edilmesi gereken bir ömür kurtarılmış oluyor..
Fakat şimdi, o eski ânlardan birini çalmaya (bu kez ihya etmeye diyelim) yer bulamıyorum.
Eskiden, fermuarlı naylon çantamı koltuğumun altına yerleştirmek yetiyordu.
Şimdi.. hayır özür dilerim. Şimdi, iş daha kolay. Benim o fermuarlı naylon çantamdan daha küçük ebatta bilgisayarlar var. Üstelik onun hafızasına dünyanın bütün kütüphanelerini yerleştirebilmen işten değil.
Öyleyse? Evet, demek ki, o günlere gitmeye şimdi ben hazır değilim. Çünkü orada ne bulacağımı bilmiyorum. Bulacağım şeyin işime yarayıp yaramayacağını, işime yarayacağını kabul etsek bile, bu kez o bulunan şeyin o eski ânlardan birine elifi elifine denk düşüp düşmeyeceğini bilmiyorum. Kim bilir belki bilmem de gerekmiyor.. bilemiyorum.
Yenişafak 22/03/2007
|