Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 15. Yüzyıl
+ Chatlaq.Net Efsane Forum » TuTQu Forum Eğitim Öğretim » Kültür-Sanat-Tarih » Türk Dili (Moderatör: demokrasi)
 Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 15. Yüzyıl

Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 15. Yüzyıl  (Okunma Sayısı 182 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : Mart 22, 2007, 01:26:06 ÖÖ »
demokrasi
Moderator
TuTQu Süper Üye
*



Başarı: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.519

EY! TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN


Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 15. Yüzyıl

Osmanlı Türkçesi Edebiyatı - 15. Yüzyıl

Osmanlı Edebiyatı, On dördüncü asırda gelişmiş ve temelini atmış bir edebiyattır. Çeşitli kültür merkezlerinde de olsa, teşekkülü 15. yüzyıla bir geniş ufuk verebilmiştir. Bu asrın hemen başında Ankara Savaşı (1402) gibi bir hâdisenin bulunması, Anadolu siyasî birliğinin kurulmasını geciktirdiği gibi, kültürdeki dağınıklığın da devam etmesine sebep olmuştur. Böyle olmasına rağmen, ekseri zamanlarını Frenklere ayırmış bir beyliğin, bu yönüyle diğer beyliklerden apayrı bir tarafının bulunması ve gazâ aşkının ötekilere galebe çalması ve Müslüman Anadolu Türklüğünün kalbinin, Osmanlı Beyliği'nin merkezine meylini temin etmiştir. Çünkü beylikler arasındaki kavgalar boş ve manâsızdır. Fakat Osmanlı Beyliği'nin mücadelesi, bunlardan uzak olup, onlarınkine benzememektedir. Sultan Alâeddin de onları bu gâyeyle birleştirmiştir. Zaten Germiyan Beyliği gibi beyliklerin, her ne halde bulunursa bulunsun, Osmanlıya tâbiiyeti, diğer beyliklerin de birliğe yönelmesinde örnek teşkil etmiştir. Bu bakımdan, daha önce Şeyhoğlu Mustafa’da görülen hususlar, başta Ahmedî olmak üzere, Germiyan’da yetişen diğer şairlerde de görülmüştür. Geçen asra nispetle 15. yüzyılın farkı, edebiyatta mesnevî türünün devam etmesinin yanında, nesir eserlerin ve dîvânların fazlalaşması, millîliğe önem verilerek tarih şuurunun açığa çıkması ve Osmanlı tarihinin yazılmaya başlamasıdır.
Daha asrın hemen başında Germiyanlı Ahmedî (ölm. 1412-13/H.815), 1390 (H.792) yılında yazmış olduğu İskendernâme adlı 8760 beyitlik eserini, Yıldırım Bayezid’in büyük oğlu Emir Süleyman’a (1402-1410) sunmuştur. Şair, mevzuunu Nizâmî’den almış, İskender’in hayatına yer vermiştir. Altı bölümden meydana gelen eserin son bölümü, Osmanlı Melikleri Sülâlesinin tarihini teşkil etmektedir. Nihad Sami Banarlı tarafından 1939 yılında, Dâsitân-ı Tevârih-i Âl-i Osman ve Cemşid ü Hurşîd Mesnevîsi adıyla yayınlanan eser, Osmanlı tarihini manzum olarak vermektedir. Eserin tamamı, siyasetnâmeye yakın olup, ansiklopediktir. Ahmedî, bu eserinden başka, 15. asra dîvân ile giren şâirlerin başında gelmektedir. Onun Cemşid ü Hurşid adlı mesnevîsi de Çelebi Sultan Mehmed’e sunulmuş olup, 4800 beyittir. Bu eser ise daha çok aynı asırda yazılan Tutmacı’nın Gül u Husrev’i gibi aşk mevzuunu işleyen bir eserdir. Zaten bu asırda, 14. yüzyılda olduğu gibi dinî mesnevîler ağırlık kazanır. Bunların başında yine Ahmedî’nin ve Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i gelmektedir. Didaktik ve nasihatnâme türünden eserler, bu asırda da görülmektedir. Ayrıca tasavvufî eserler de mevcuttur.

Sultan İkinci Murad Han'ın saltanatına kadar, mesnevî vâdisinde verilen eserlerin yirminin üstünde olduğunu söylemek gerekir. Bunlar içerisinde hemen hepsinin; gerek mevzu, gerekse konuyu işlemeleri yönüyle, ayrı ayrı kıymetlerinin olduğunu belirtmek yerinde olur. Fakat gerek asrında, gerekse bütün bir Osmanlı Türk Edebiyatında varlığını sürdürecek ve günümüze kadar Türk milleti tarafından tutulacak olan eserlerin başında, Süleyman Çelebi’nin 1410 yılında tamamladığı ve Bursa’da yazdığı Mevlid’i (Vesiletü’n-Necat) gelmektedir. Mevzuda çeşitlilik itibariyle Yazıcı Sâlih’in Şemsiyye’si, Ahmedî’nin Tervihü’l-Ervâh’ı, zikredilmesi gereken eserlerdir. Asrı, eserleriyle süsleyen şâirler içinde yer alanlardan birisi de Ahmed-i Dâî’dir. Onun Çengnâmesi, Tıbba dâir yazdığı Tervîhü’l-Ervâh’ı, Emir Süleyman’a sunulan eserlerdir. Ayrıca Viysü Râmin adlı eserini padişahın emri üzerine tercümeye başlamışsa da ömrü vefa etmemiştir. Camasbnâme Tercümesi ile Vasiyet-i Nuşirevân ve Mansûrnâme onun diğer eserleridir. Türkçe, müretteb olmayan (düzenlenmemiş) Dîvân’ı da mevcuttur. Farsça dîvânı ile eserlerinin sayısı 10’u bulmaktadır. Bunlardan Cinân-ı Cenân, Miftâhü’l-Cenne, Sırâcü’l-Kulûb ve Tıbb-ı Nebevî Tercümesi mensurdur.

Sultan İkinci Murad Han, bu asrın ikinci çeyreğinde ilim ve kültür hayatına büyük bir canlılık getirmiştir. Sanata, ilme ve fenne düşkünlüğü, şâirliği, ilim adamlarına verdiği kıymet sâyesinde artık Osmanlı Sarayı, Türk ve İslâm dünyasının merkezi olma yolundadır. Kuruluşundan beri devletin hayatında görülen kültür faaliyeti, ancak onun zamanında şahsiyetini bulmuş ve pekçok eserin, millî açıdan yazılmasına ve tercüme edilmesine sebep olmuştur. Osmanlının önde gelen iki büyük kültür padişahından birincisi olmak şerefi ona âittir. Gerçekten devrinde yazdırdığı eserler ve Türkçe'ye olan düşkünlüğü, konuları âlim ve şâirlere dağıtması, hattâ tetkikiyle, Sultan İkinci Murad Hanın Türk kültür târihi içinde müstesna yeri vardır. Bu bakımdan devrinin âlim ve şâirleri, eser te’lif ve tercümesinde bir nevi yarış içine düşmüşler, Sultan adına; manzum ve mensur olarak, pekçok eserin ortaya konulmasına ve Osmanlı edebiyatının gelişip serpilmesine sebep olmuşlardır.

Ebü’l-Hayr lakabını alan bu kültür padişahı, bütün anlatılanların üstündedir. Onun üstünlüğü, oğlu Mehmed’e olan öğütlerinde ve Vasiyetnâmesinde de açıkça görülür. Fakat o, her şeyden önce dindar bir padişahtır, muvaffakiyeti, hattâ iki defa tahtı oğluna bırakması da ona bağlıdır.

Devrinde Osmanlı sarayı, ilmin ve sanatın merkezi olmuştur. Onun etrafında Hacı Bayram-ı Velî, Emîr Buhârî gibi devri ahlâkî yönden dirilten ve cemiyetin terbiyesini üstlenen büyükler; Molla Gürânî, Alâeddîn-i Tûsî, Şerâfeddîn-i Kırımî, Kırımlı Seydî Ahmed, Alâeddîn-i Semerkandî, Acem Sinan, Alâeddîn Ali Arabî, Fahreddîn-i Acemî ve Seydi Ali Acemî gibi Arabistan’dan, Türkistan’dan ve Kırım’dan gelmiş âlimler bulunmaktadır. Bunların çoğu, bilhassa Seyyid Şerif Cürcânî ve Teftazânî’nin talebeleri olmuşlardır.

Bunlara ilâveten, tarîkat ehli olan bu dirayetli padişahın devrinde, başta Bayramîlik olmak üzere Zeynîlik ve Mevlevîliğin sarayda yer tutması da zikredilebilir. Bu açıdan bakılınca, o, Mesnevî’nin ilk tercüme ve şerhini yaptırdığından, adına izafeten Mesnevî-i Murâdiyye lakabı ile anılmaktadır. Gerçekten Sultan İkinci Murad Han zamanı, Türk Milletinin içtimaî hayatında Hacı Bayrâm-ı Velî, Akşemseddin, Eşrefoğlu Rûmî gibi büyük sûfilerin bulunduğu, tasavvufa temayülün fazlalaştığı, Zeyniyye ve Mevleviyye tarikatlarının, yüksek mahfillerde rağbet gördüğü ve Bayramîliğin çok yayıldığı bir devirdir.

Tezkirelerin kaydettiğine göre, Osmanlı padişahları içinde, ilk şiir söyleyen de İkinci Murad Handır. Zamanında Türk siyasî birliğinin kurulmaya başlamasıyla, kültür ve sanat faaliyetleri de artık, Osmanlı sarayına taşınmıştır. Bu itibarla Sultan İkinci Murad Han adına pekçok manzum ve mensur eser yazılıp, ithaf edilmiştir. Devrinde yazılan mesnevîler, konu itibariyle daha ziyade dinî tasavvufî, aşk ve macera, tarihî-hamasî, ahlâkî ve dinî, destanımsı-efsânevî, nasihatâmiz (öğüt verici), ansiklopedik ve mizahîdirler. Bunlar, sırasıyla Balıkesirli Devletoğlu Yusuf tarafından 1424-25 (H.827) yılında yazılan ve bir ilmihâl olan 6960 beyitlik Kitâbü’l-Beyân’dır. Eser, dinî tâbir, terim ve deyim bakımından zenginlik gösterir. Vikâye Tercümesi olarak da anılır.

İkinci olarak, Muhammed Hatiboğlu’nun 1425 (H.829) yılında yazdığı, yüz hadis ve yüz hikâyeyi ihtiva eden 6092 beyitlik Ferahnâmesi gelmektedir. Eser dinî, didaktiktir. Tercüme olup, aslı Arapça'dır. Açık bir dile sahip olan eser, ayrıca hem Karamanoğlu İbrahim Bey'e hem de İsfendiyar bin Bayezid’e sunulmuştur.

Gülşen-i Râz, devrin bir başka eseridir. Şeyh Elvân-ı Şirâzî tarafından 1425-26 (H.829) yılında telif edilmiş olup, 2854 beyittir. Mürettep bir eserdir. Mevzu olarak Mahmûd-ı Şebüsterî’den alınmıştır.

Ansiklopedik bir eser olan ve elli bir bâbı ihtiva eden Murâdnâme’ye gelince; 10410 beyittir. 1427 (H.830) yılında tamamlanan bu eser, devrin önde gelen hacimli eserleri arasında yer alır ve dil itibariyle sâdelik gösterir.

Hüsrev ü Şîrin, 7053 beyit olup, devrin büyük şairi Hacı Bayrâm-ı Velî’nin mürîdi ve Seyyid Şerîf Cürcânî’nin ders arkadaşı, şöhreti 19. asra kadar devam etmiş olan, Şeyhî mahlasını kullanan, meşhur tabip Yusuf Sinâneddin tarafından yazılmıştır. Yalnız sondan 109 beyitlik kısmı, yeğeni Cemalî, tarafından yazılmıştır. Şeyhî, eserin mevzuunu, Nizâmî’nin aynı ismi taşıyan mesnevîsinden almıştır. Eserde yer yer gazeller de görülmektedir. Hissî bir aşk hikâyesi şeklinde olan eserde, zaman zaman nasihat ve tasavvufî bahisler de görülür.

Şeyhî’nin mesnevî edebiyatı içinde yer alan bir başka eseri, 126 beyitlik Harnâme’sidir. Osmanlı Edebiyatı içinde ilk defa görülen mizaha ve hicve yer veren Harnâme, Türk mizah ve hiciv edebiyatının gerçek bir şaheseri olarak değerlendirilmiştir. İlhamını Arapça bir atasözünden alan Şeyhî, eserinde tabiî ve canlı bir dil kullanmıştır, içtimaî meseleleri işlemiştir. Onun Neynâme ve Hâbnâme adlı iki mesnevîsinden söz edilirse de, henüz ele geçmemiştir.

Şeyhî, yalnız mesnevî sahasında kalmaz. Dîvân’ı ile de gazel vâdisinde en güzel eserini verir. Zaten gazellerindeki incelik, mazmunları işleme ve tasavvufa yer vermesi, Türk Edebiyatı içinde ona müstesnâ bir mevki kazandırmıştır.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook'a Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Logged

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM ,
ZALİMİ ASLA SEVEMEM...
GELENİN KEYFİ İÇİN ,
GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM..
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI HATTA BOĞARIM..
BOĞAMAZSIN Kİ !!
HİÇ OLMAZSA YANIMDAN KOVARIM...


Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Üye Ol or Giriş Yap
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv
|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.12 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC | Sitemap
vBulletin Theme Design by TurkloRD
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.033 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu