carpediem
TuTQu PReNSeS
TuTQu Bitanesi
Başarı: 51
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 4.620
sevmeyi bilmediğim doğru...
|
İnsan süresinin onbirinci ayet-i kerimesinin tefsiri beyanındadır. Ayet-i kerimenin başında: "Allahu teala, kıyamet günü, hesabının şiddetinden ve Cehennemin korkusundan müminleri korur." Yani o dehşet verici günde Cehennemin bukağı ve zincirlerle kuvvetlice bağlı oldugu "Üzerinde ondokuz melek vardır" ayet-i kerimesinden anlaşılmaktadır. Her meleğİn yanında yetmiş bin melek bulunduğu halde, itilerek Arasat meydanına getirilir. Ondokuz hazin melek yardımcılan ile onu iterler. bazan sağında, bazan solunda ve bazan arkasında yürürler. Her meleğin elinde demirden gürzler vardır. Cehenneme bağırıp, onu yürütürler. Cehennemin eşek anırması gibi, gayet çirkin ve korkunç sesi, koyu dumanı ve ehline gazabının şiddetinden meydana gelen yüksek alevleri ve coşması vardır. İşte Cehennemi bu halde getirirler. Onu. Cennetle insanların durduğu yer arasına koyarlar. Bu durumda Cehennem insanlara doğru bakıp, onlan yutmak için üzerlerine saldırıp, hücüm ettiğinde, hazinler, zincirler ve bukağılar ile onu zaptederler. İnsanlara ulaşamadığını görünce, şiddetle kaynar ve coşar ki, ayet-i kerimede bildirildiği gibi; "Gayz ve gazabının çokluğundan, parça parça olmak derecesine gelir." Sonra yine türlü sesler ile bağırır. Cehennemi hu halde gördüklerinde, meydana gelen korkunç dehşetle, yürekleri boğazına gelip, gözleri kararıp, kendilerini şaşırırlar. Sonra Cehennem hüyük bir heybetle kükreyip, yüksek sesle bağırınca, bundan önce bildirildiği gibi haller meydana gelir. Bundan sonra Cehennem gökteki yıldızların sayıısı kadar kıvılcımlar saçar. Her kıvılcım büyük bulut gibidir. Beyan olunan kıvılcımlar, insanların başlarına düşerler. İşte Allahu teala, sözünü tutan ve Hakkın azabından korkan müminleri bu Cehennem kıvılcımlarına ve azabına hedef olmaktan korur. Allahu teala tevhid ve iman ehlini ve Ehl-i sünneti o günün dehşetinden, korumaya yeter ve onlara fadl ve ihsanı ile rahmetini saçar, hesaplarını kolay eder. Onları Cennete sokup, sonsuz olarak Cennette bulundurur.
KafirIer, müşrikler ve putlara tapanların, kötülük üzerine kötülüklerini, korku ustüne korkularını, azap üstüne azaplarını arttırıp, onları Cehenneme sokar ve devamlı orada bırakır.
Ayet-i kerimenin sonunda: "Allahu teala onların yüzlerine parlaklık ve neşe, kalblerine sevinç ve surur ihsan eder" buyuruyor. İşte bu neşe ve sürür, kıyamette müminin, kabrinden çıktığı vakittir ki, o anda müminin karşısına yüzü güneş gibi nurlu ve güzel. tebessümlerle gülen, Üstünde beyaz örtüler ve başında taç olan bir insan gelir. O mümine yaklaşıp: "Ey Allahu tealanın veli kulu" deyip selam verir. O mümin de selamını alır. Sen kimsin, meleklerden bir melek misin? diye ona sorar. Hayır, melek değilim cevabını verir. Sen peygamberlerden bir peygamher misin? der. Hayır, ben peygamber de değilim cevabını verir. Sen mukarreblerden misin? der. Hayır, mukarreblerden de değilim cevabını verir. Öyleyse kimsin der. Ben senin salih amelinim.Seni Cehennem azabından korumak ve cennetle müjdelemek için geldim cevabını verir. Benden ne istersin? Deyince, o kimse, benim üzerime bin der. O mümin: SübhanAllah! Senin gibi bir kimse üzerine binmek bana uygun olmaz dediğinde: O kimse, evet sana, benim üstüme binmek yakışır. Zira ben dünyada, uzun zaman senin üstünde idim. Şimdi Allah için senin benim üzerime binmeni istiyorum der. O mümin. ona biner. O kimse o mümine: Asla korkma, ben seni Cennete ulaştırmak için yol göstericiyim dediğinde, o mümin ferahlanır ve bu neşe yüzünden belli olup, yüzü nurlanır, parlar, kalbi de sürür ve sevinç ile dolar. İşte Allahu tealanın: "Allahu teala, onların yüzlerine parlaklık ve neşe, kalblerine sevinç ve sürur ihsan eder" mealindeki ayet-i kerimenin sırrına, kıyamet gününde müminin kavuşması böyle olur.
Ama kafir olan kimse kabrinden çıkıp, önüne baktığı zaman, karşısında yüzü çirkin, gözleri gök. kendisi ve elbisesi zift ve katrandan siyah, dişlerini yere süren, yere bastığında gök gürültüsü gibi gürleyen, kokusu leşten fena olan hir kimse görür. O kafir, o kimseye: sen kimsin, ey Allah’ın düşmanı? diyerek ondan kaçmak, uzaklaşmak istediğinde. o kimse ona: Ey Allahın düşmanı, bana yakın gel, ben senin, sen benimsin der. Kafir ona: eyvah! Sen şeytan mısın, ne çirkin ve fenasın kimsesin? diye sorar. Hayır ben şeytan değilim. ancak senin dünyada işlediğin kötü amelinim der. Kafir ona, benden ne istersin'? sorunca, sırtına binmek, yüklenmek isterim cevabını verir. Kafir ona, Allah için olsun beni bırak, sen beni insanlar arasında rezil ve rüsva edeceksin diye yalvannca, o çirkin kimse: "Allahü tealaya yemin ederim ki, ben bundan vazgeçemem, dediğim her şey olacaktır. Sen dünyada uzun zaman hana bindin, ben de hugün sana bineceğim" deyip, hemen sırtına biner. En'am süresinin otuzbirinci Ayet-i kerimesinde bildirilen, mealn; "Günahları sırtlarına yüklenir" manası bunu gösteriyor. Sonra Allahu teala velilerini sevgili kullarını zikredip: "Allahu tealanın velilerinin karşılık ve mükafatı, dünyada çeşit çeşit belalara, emirleri yapıp yasaklardan kaçmağa ve kadere teslime sabır ve tahammülleri sebebiyle, Cennetin meyve ve ni'metleriyle ve Cennetin ipek ve atlas elbiselerini giymeleridir" buyuruyor.
Yine Allahu teala, İnsan süresinin on üçüncü Ayet-i kerimesinde mealen: "Onlar, Cennette sedir ve tahtlar üzerinde otururlar. Orada aslagüneş ve zemherir görmezler" buyurdu. Yani onlara güneşin sıcağı ve zemheririn (karakışın soğuğu) olmaz. Zira Cennette kış ve yaz yoktur. İnsan süresinin ondördüncü Ayet-i kerimesinde mealen: "Cennet ağaçlarının gölgeleri onlara yakın olup, meyveleri de (onların emrine amade olup, mü'minler, istedikleri şekilde onlardan ayakta, oturur veya yatar halde yerler" buyurdu. O meyvleri yemek istediklleri zaman, o ağaç ve meyveler kendilerine eğilerek yaklaşırlar, onlardan alırlar, sonra o ağaçlar yine doğrulup yerine giderler. İnsan süresinin onbeş ve onaltıncı Ayet-i kerimelerinde mealen: "Onların Cennette, büyük ve küçük, gümüşten billur gibi içleri görünen kase ve testiler ile etraflarında dolaşan şakiler, diledikleri kadar onlara verirler" buyurdu. Onyedinci Ayet-i kerimede mealen: "Onlara Cennette, şevk verici zencefil ile karışık şarab sunulur" buyurdu. Onsekizinci ayet-i kerimede mealen; "Cennette bir pınar vardır ki, Cennet-i Adn'den çıkar, Cennetin her tarafından geçer. Cennetliklerin emrinde olduğundan nereye isterlerse, oraya gider" buyurdu. Ondokuzuncu ayet-i kerimede mealen; "Gençlikleri gitmiyen bir halde bulunup, ebedi helak olmıyan Cennet, Gılman ve Vildanları etrafında dönerler. Hizmetlerine devam ederler ki, sen onları gördüğün zaman, güzellik ve beyazlıkta inci, sayı bakımından kalabalık olmalarından ötürü sayıları bilinmiyen, sedeften saçılmış inciler zannedersin" buyurdu. Yirminci ayet-i kerimede mealen; "Cennette hangi tarafa bakarsan, orada anlatılamıyan nimetler, büyük ve geniş mülk görürsün" buyurdu. "Işte bu geniş mülk, Cennet ehlinden bir kimse içindir. Onda bir köşkü, içinde de ayrıca yetmiş kasır vardır. O kasırların herbirinde inciden yetmiş oda vardır. Her odanın uzunluğu ve eni birer fersahdır. O oda üzerinde, altından dört bin kapı vardır. Içinde inci ve yakutla süslenmiş serir ve seririn sağ ve solunda altından binlerce kürsi vardır. Kürsilerin ayakları kırmızı yakuttandır. Serir üzerinde binlerce yatak ve yaygı vardır. Hepsinin rengi başkadır. O kimse sedir üzerinde otururken, beyaz ipekten yetmiş hulle giymektedir. Önünde zeberced ve rengarenk mücevherlerle süslü takye vardır. Her cevherin rengi başkadır. Başında altın taç vardır. Bu tacın yetmiş yüzü vardır. Her yüzünde öyle bir inci vardır ki, kıymeti, doğu ile batı arasındaki malın kıymeti kadardır. Elinde üç bilezik vardır. Yanında binlerce hizmetçi vardır. Daima aynı haldedirier. Yaşları ilerlemez, ihtiyarlamazlar. Önüne kırmızı yakuttan bir sofra konur (ve önceki hadis-i şeriflerde bildirilen yemek, su ve zevceler kendilerine takdim edilir.,"
Ali bin Ebi Talib'in (r.a. bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah (s.a. v.)buyurdu: "Eğer Cennetin cariye ve hizmetçierinden birisi, dünyaya çıkarılsa, insanlar onun için birbirleri ile kavga ve savaş ederlerdi. Hatta hepsi ölürlerdi. Eğer hur-i ayndan birinin saçları dünyaya getirilseydi, onun nurundan, güneşin nuru ve ziyası elbette görünmez olurdu." Bir kimsenin Peygamber (s.a.v) efendimize Cennette hizmet edenle hizmet edilen arasındaki fark nasıldır? diye sorunca: "Nefsim yed-i kudretinde olan Allahu tealaya yemin ederim ki, hizmet edenle, hizmet edilen arasındaki fark, ondördüncü gecedeki ay ile, sönük bir yıldız arasındaki fark gibidir" buyurdu.
Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Cennet ehli, serir ve tahtlar üzerinde huzur ve safa ile otururken, Allahu teala bir melek gönderir. O meleğin yanında, ayrı ayrı renkte çok ince ve latif yetmiş hulle vardır. Parmakları arasında görünmez gibidirler, Kendisi Allahu tealanın selamını ve rızasını bildirmeğe memurdur. Gelip o kimsenin köşk ve sarayının kapısında durup, kapıda durana: "Ben alemlerin Rabbinin tarafından gönderilmişim. Allahu tealanın sevgili kulunun yanına girmeme bana izin ver" dediğinde, kapıdaki kimse: "Ben, o veli kulun yanına gidip ona arzedemem, ancak seni burada hizmet edenlerden benden üstün bulunana bildiririm" der. Bu suretle her görevli kendisinin bir üsttekine başvurarak, yetmiş kapı ve şahıstan sonra, o kimseye haber ulaştırırlar: "Ey Allahın sevgili kulu. Alemlerin Rabbinin elçisi kapıda duruyor" dendiğinde, o meleğin girmesine izin verilir. Melek yanına girince: "Esselamü aleyke, ey Allahu tealanın veli kulu, izzet ve celal sahibi olan Rabbim sana selam söylüyor ve senden razıdır" diyerek, Allahü tealanın selamını ulaştırıp, Allahu tealanın ondan razı olduğunu beyan edince, o kimse, öyle bir sevinç ve sürura müstağrak olur ki, eğer Allahu teala, o kimsenin ölmeyeceğine hüküm vermemiş olsaydı, sevincinden elbette ölürdü." Yine Allahu teala yukarıda bildirilen ayet-i kerimede: "Cennette hangi tarafa bakarsan, orada anlatılmaz nimetler görürsün" ve "Allahu teala tarafından gönderilen melek de, onun yanına ancak izin ve müsaade ile girer. Büyük ve geniş mülkü görürsün" ayet-i kerimeleri bunu göstermektedir.
Aynı sürenin yirminci ayet-i kerimesinde mealen; "Onların üzerindeki elbiseler, yeşil sündüs ve istebraktır" buyuruldu. .Ayet-i kerimenin devamında; "Cennet ehli, kollarına gümüş bilezikler takarlar" buyuruluyor. Diğer bir ayet-i kerimede, bileziklerin üç türlü. gümüş, altın ve inciden olduğu beyan ediliyor. Sonra aynı sürede mealen buyuruldu ki: "Allahu teala, Cennet ehline, kötü düşünce ve yaramaz huylardan temizleyici şarab-ı tahur içirir." Bu şarab-ı tahurdan içmek şöyle olur: Cennetin kapısında bir ağaç vardır. Dibinden iki su çıkar. Bir kimse Sıratı geçip o iki suya doğru gidince, önce bir pınara vanr. Orada yıkanır. O zaman kokusu miskten güzel, boyu ise Adem aleyhisselamın boyu kadar yani otuz metre olur. Cennette bulunan erkek ve kadınlann yaşı, Isa aleyhisselamın yaşı kadar, yani otuzüç olur. Küçüklerin yaşı otuzüçe yükselir, ihtiyar ve yaşlı olanların yaşı otuzüçe iner. Cennette bulunan erkek ve kadınlann güzelliği. Yakub aleyhisselamın oğlu Yusuf aleyhisselamın güzelliği gibidir. Sonra diğer pınardan içip, kalbindeki kıskançlık, gam, gussa, hüzün ve keder gider. Allahü teala, o kimsenin içtiği bu su sebebi ile kalbini temizler. Cennette olanların dili, Muhammed aleyhisselamın dili üzere Arabi olur. Sonra o pınardan Cennet kapısına vardıklarında, Cennet melekleri onlara; "Pak ve temiz oldunuz mu'?" derler. Hepsi birden: "Evet pak ve temiz olduk" derler. Cennet melekleri onlara; "Sonsuz kalmak üzere Cennete giriniz" derler ve Cennette sonsuz kalacaklarını ve bir daha çıkmıyacaklarını, daha girmeden kendilerine müjdelerler. Cennet kapısından giren kimsenin, dünyada iken amelini yazan Kiramen Katibin melekleri de yanında olup, ayrıca yanlarında, kırmızı yakuttan yaratılmış bir at bulunan bir melek de vardır. O atın dizginleri de kırmızı yakuttandır. O atın Üzerinde bir eyer vardır ki, önü ve arkası inci ve yakuttan, iki tarafı altın ve gümüştendir. O meleğin yanında, yetmiş kat hulle vardır. Bu hulleler Cennet kapısında o kimseye giydirir, başına taç koyar. O kimsenin beraberinde, sedef içindeki inci gibi binlerce hizmetçi vardır. O melek kendisine: Ey Allahu tealanın veli kulu, bu ata bin, bu at senindir. Senin için buna benzer daha binekler vardır der. O kimse ata biner. O atın iki kanadı vardır. Adımlarını, gözünün gördüğü yere basar. Yanında onbin hizmetçi ve dünyada kendisiyle beraber olup amelini vazan Kiramen Katibin melekleri de beraber bulunduğu halde, onun üzerinde seyrederek köşk ve saraylarına ulaşır. Orada iner, sonra Allahü teala: "Sizin için vasfeylediğim nimetler, güzel sevablardan amelinize karşılık ve mükafat olup, gayret ve ameliniz makbul oldu. Allahu teala size karşılık olarak Cenneti ihsan eyledi" buyurdu.
|