demokrasi
Moderator
TuTQu Süper Üye
Başarı: 46
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 5.519
EY! TÜRK TİTRE VE ÖZÜNE DÖN
|
3 Mayıs 1944...
Kızıl komünizmin bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de nifak tohumlarını ekerek genç beyinlere zehir akıtılmaya başladığı yıllarda Türk gençlerinin komünistlere karşı Türk'ün asla "milliyetsizleşmeyeceğini" gösterdiği, birbirinden habersiz binlerce Bozkurt yürekli gencin efsaneleştiği, Türkçülük bayrağını dalgalandırdığı gün.
Türklük sevgisi ve ülküsü ile üç kuşağa hitap etmiş bir Ata'nın yolundan giden isimsiz kahramanların yazdığı bir tarihtir bu...
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Türk'ün Son Başbuğu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün erken bir çağda uçmağa varmasından sonra ırken Türk olmayanlar tarafından yönetilmeye başlayan Türklerin millî şuur ve benliklerini kaybetmemeleri için Türklük bayrağını devralan o yüce şahsiyetin adı belki tarih sayfalarına şaşalı harflerle yazılmadı ama uzak ve yakın ellerden milyonlarca Türk'ün yüreğine silinmez biçimde kazındı...
Gönlüne Tanrı Dağı'nın odu düşmüş, adı "Türk" adı ile beraber anılmış; Türk için, Türklük için nice çilelere katlanmış, nice belalarla uğraşmış; altmışlı yaşlarında bile asla taviz vermediği fikirlerinden dolayı zindanlara atılmış ama mücadelesini son nefesine dek bir an bile olsun bırakmamış bir yüce şahsiyettir O...
Cümle kurmayı bile beceremeyenlerin adlarının önüne Doç., Prof. gibi unvanlarının eklendiği bir devirde, özellikle Türk Tarihi konusundaki eşsiz bilgisiyle üniversitelerde kürsü sahibi olması gerektiği halde mesleği olan lise öğretmenliğinden bile alıkonuldu. Ama asla yılmadı, bırakmadı mücadelesini. Kıt kanaât geçindiği memur maaşına, hatta bir çok kez işsiz ve parasız kalmasına rağmen elindeki her imkânı kullandı, dergi yayınladı, broşür bastırdı, kitap yazdı. Belki çocuklarının rızkından fedakârlık etti bunları yaparken ama asla düşünmedi, bir an bile olsun tereddüt etmedi. Her teşebbüsü engellendi, her dergisi kapatıldı, her kitabı, her broşürü toplatıldı. Gün geldi "sakıncalılar" listesinin en başına konuldu ismi... Yılmadı... Gene yazdı, gene yayınladı, gene susmadı...
Komünistlere karşı verdiği mücadelede mahkeme günleri başladı. Takvim sayfalarının 3 Mayıs 1944'ü gösterdiği bir günde birbirinden habersiz binlerce Bozkurt yürekli genç bir sel oldu aktı Ankara'ya, O'na yoldaş olmaya... Türkiye, Türkiye olalı böyle gür bir ses duymamıştı. Yıllarca sadece bir fikirden ibaret olan Türkçülük yeni bir hâl aldı, eyleme, harekete dönüştü o gün. Binlerin sesi ile sarsıldı Türklüğün düşmanları. Kızdılar, sertleştiler ama en önemlisi korktular bu hareketten.
O'nu gün yüzüne hasret bırakıp metrelerce yerin dibine, küçük, kirli, rutubetli, duvarlarından lağım boruları sızan hücrelere kapattılar. Bitmek bilmeyen işkencelerden geçirdiler. Ama tabutluklarla, işkencehanelerle, hücrelerle, mahkemelerle yine yıldıramadılar O'nu; acılar katmerlendi fakat O her acıyla yeniden doğdu.
68 yaşına geldi, hastaydı, o haliyle bile zındanlara konuldu ama yine yılmadı, asla taviz vermedi düşüncelerinden. Susmadı, sineye çekmedi. Cılız seslerin içinde her zaman haykırış oldu yüreği.
İşkencelere baş eğmeyen bedeni sonunda acı dolu yıllara yenik düştü. Ve Türkçülüğün neferlerinin bir bir aramızdan ayrıldığı 1975 yılında, kardeşi Sançar Beğ'in ardından, Türkçülüğün mihenk taşı da kapadı gözlerini.
Kimilerinin Çiftçioğlu Hüseyin Nihâl'i, kimilerin Atsız'ı, kimilerin Atsız Hoca'sı idi, bizlerin ise Atsız Ata'sıdır O... Kimilerine göre bir yazar, kimilerine göre bir şair, kimilerine göre bir öğretmen, kimilerine göre bir ideologdur, bizlerin ise yol göstericisidir, ışığıdır O...
O, Türk'ün iç ve dış düşmanları içinse bir "korku"dur... "Nihâl Atsız" adı onlarda korku ile eşdeğerdi (hâlâ da eşdeğerdir)... O'nun dünyaya gözlerini kapamasına sevindiler, "İşte kurtulduk, kâbus bitti" dediler ama yanıldılar... 1944 Türkçülük dâvâlarında O'nu sözde yargılayan Türk ve Türkçülük düşmanlarına karşı hazırladığı meşhur savunmasının son bölümünde beyan ettiği bir sözü vardı, düşmanlarının suratına bir tokat gibi çarpan. Bu söz, "Beşinci sınıf askerî hâkim Kâzım Alöç bu dünyadan şöylece bir gelip geçecektir. Fakat ben muhteşem anamızın bağrında, yani vatan topraklarında yatarken yarınki nesiller benim ektiğim tohumun yemişlerini devşireceklerdir." idi. İşte bu söz hakikât oldu.
Bizler Atsız Ata'mızı dünya gözüyle bir kez olsun görememiş, O'nu tanıma bahtiyarlığına erişememiş şanssız bir kuşağın temsilcileriyiz. Ama buna rağmen O'nu kitaplarından, makalelerinden, fikirlerinden, hatta şiirlerinden tanıyarak bu şanssızlığımızı bir nebze olsun giderdik. Öyle ki, O'nu yazıları vasıtasıyla tanıdıkça fikirlerine; hayatını öğrendikçe de karakterine hayran kaldık. Ülküsünü ülkümüz, yolunu yolumuz, mücadelesini mücadelemiz, kendisini ise yol göstericimiz, Ata'mız bildik. Her birimiz yeni bir "İsimsiz Genç Atsız" olduk. Ve O her "İsimsiz Genç Bir Atsız" ile yeniden doğdu. Işık oldu, umut oldu, Büyük Ülkü Turan'a varan yolda yeni bir ümit oldu... Her gün sesimize yeni bir ses, gücümüze yeni bir güç eklendi. Sevenlerimiz olduğu kadar düşmanlarımız da çoğaldı. Düşmanlarımız azmimizi kamçıladı, sevenlerimiz ülkümüzü.
Ve bugün gönül bağıyla birbirine bağlanmış bir topluluk olduk. Çok yakında ırkdaşlarımız, çok yakında sesimiz gürleşecek, emanet aldığımız Türkçülük bayrağını ülkümüze bir adım daha yaklaştıracağız... 3 Mayıs Türkçüler Günü'nü yaratanlar "İsimsiz Genç Atsızlar"dı, Büyük Türkeli'ni yaratanlar da "İsimsiz Genç Atsızlar" olacak. Belki bizler geleceğin o güzel ülkesi, hayallerimizin Kızıl Elması, bütün Türklerin tek bir devlet olarak Bozkurt başlı sancak altında birleşeceği Turan Devleti'ni göremeyeceğiz ama bizden sonra gelen nesiller kesinlikle bu yurdun bağrında büyüyecekler.
Ve tarih Nihâl Atsız'ı hak ettiği yere koyduğu gün, O'nun ardından giden "İsimsiz Genç Atsızlar"ı da yazacak!
"Türkçülük bayrağını yükseltenler yoruldukça, yıprandıkça, düştükçe o bayrak bir adım geriden gelenler tarafından kavranacak ve Türkçülük ordusu, bir çığ gibi büyüyerek hep ileriye, büyük ülküye, Kızıl Elma'ya doğru yürüyecektir."
İsimsiz Genç Atsızlar
|