Chatlaq.Net Efsane Forum

TuTQu Forum Eğitim Öğretim => Siyaset => Konuyu başlatan: TiYLia üzerinde Aralık 06, 2007, 04:14:42 ÖÖ



Konu Başlığı: DEVE OYUNLARI
Gönderen: TiYLia üzerinde Aralık 06, 2007, 04:14:42 ÖÖ
DEVE OYUNLARI

      “Senden harekat emri mi aldık?” diye soruyor. Doğru söylüyor. Baykal’dan harekat emri değil ama Bush’tan “otur” emri aldı. Bu emri alan ne yapacak? Şehitlerin (kendi deyişiyle kellelerin) intikamını almak yerine, gündem değiştirmeye çalışacak. İngiltere, Romanya, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Azerbaycan, daha olmadı Yunanistan… Gezilere çıkar, beklenir ki gündem değişsin. Değişir mi? Değişmez. Halkın gündemi belli… O zaman çıkar, “yatıp kalkıp terörün konuşulduğunu, Türkiye’nin gündeminin sadece terör olmadığını” kaydeder Kasımpaşalı… Neden terör konuşulmasın ister? Bir planı vardır, o planın sakin sakin pişirilmesi gerekmektedir. Peki bu plan nedir? Teröristi en beklenmedik anda kıskıvrak yakalama, beline baltayı indirme planı mı!!! Değil, olayı tavsatma, milleti uyutma planı… Başından beri yazıyoruz: Kasımpaşalı’nın külhanbeyliği yalnızca millete söküyor. Neymiş, Bush’a demiş ki, “sen Teksaslıysan, ben de Kasımpaşalıyım.” Beh beh beehh. Vayyy bee…. Milletin gözü erkek görsün. Madem öyle neden görüşmelerinde hiç Dışişleri’nden bir katip yok. Hani bir de devletin arşivi nasiplenseydi şu diklenmelerden…

(CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, "Yabancı devlet adamlarıyla yaptığınız görüşmelerin çoğunluğunda, neden resmi tutanak tutturmuyorsunuz,  Dışişleri Bakanlığı’nın tercümanları yerine özel tercüman kullanıyorsunuz? Bunların devlet  arşivine girmesinden niçin imtina ediyorsunuz?" diye sordu. Hala cevap yok. Niye acaba? Asıl nedenin dışında mantıklı bir gerekçe bulunamıyor olmasın!) Adam gibi çıkıp Washington’da kameraların karşısında bunları söylersen bir şeyler ifade eder. Öyle döndükten sonra Egemen Bağış’ın sızdırdığı senaryolara karnı tok bu milletin…

      Daha önce de yazmıştık: Tayyip’in yüreği yetmez, Kuzey Irak’a girip terör örgütünün belini kırmaya… Bakın girmeyeceği hangi sözlerden belli: “Türkiye, kardeşliğini muhafaza ederek, özgürlük ve refahını artırarak, adaleti tesis ederek bu sorunu çözecektir."  Bunun adına da “sağduyu” koymuş kendince… Hatta farklı anlamlardaymış gibi “sağduyu, aklıselim” diyor. Operasyonu ise “milletin değil, karanlık mihrakların iradesiyle hareket etme” olarak görüyor. “Karanlık mihrak” dediği de sanırım Genelkurmay, muhalefet partileri ve şehit anaları olsa gerek.

      O zaman İsrail, hani 2 askeri kaçırıldı diye Filistin’de taş üstüne taş bırakmayan o İsrail, “terörist ile masaya oturulmaz” deyip Hamas’ın canına okuyan o İsrail, aklıselimi geçtim, hiç mi sağduyu nedir, duymamış!!! Terörle mücadele nasıl yapılır öğrenmek isteyen, İsrail’e baksın, devlet nasıl olur, devletin onuru nasıl korunur, görmek isteyen İsrail’e baksın.

      Diplomasi trafiği adı altında Kasımpaşalı, Washington’a gidip, arada torununu öpüp koklasın. Analar hiç göremeyecekleri torunlarını geçmiş, oğullarını bir daha koklayamayacaklarmış, yüzlerini şehit oğullarının geride bıraktığı çamaşırlarına gömüp, acılarını yalnızca yüreklerinde yaşarlarmış, ne gam…

     Eskiden şehit cenazelerinde Hükümet üyeleri yuhalanırdı, Bakanlar şehit cenazesine gitmeyi bırak, bir dönem sokağa çıkmaya cesaret edemiyordu. Şimdi hiç ses çıkıyor mu? Hükümet de bunu hayra yorup, başarı hanesine yazıyor. Gaflet uykusu derindir. Oysa bugün vatandaş artık çok iyi biliyor: Kuzey Irak’a girilmeyecek, çok zorda kalınırsa, göstermelik birkaç bomba atılacak, kamuoyunun gazı alınacak, o kadar. Çünkü yapılması gerekenleri yapmaya Kasımpaşalı’nın yüreği yetmez.

     Çünkü yıllar önce, Kasımpaşalı ABD’ye, iktidar karşılığında  Kuzey Irak’a girmeme sözünü  verdi. (9 maddelik gizli anlaşmanın en önemli maddelerinden biridir bu.) Şimdi demokrasi söylemlerinin arkasına saklanıyor. Burada Kasımpaşalıya(gerçi bal gibi biliyor ama yine de) bir  hatırlatma yapmamız gerekiyor: “Operasyon yapsana, onurumuzu kurtarsana” deniyor, “darbe yapsana” denmiyor. Kulağın mı işitmiyor, anlamazlıktan mı geliyorsun?

     Sanki demokrasiler operasyon yapamazmış gibi. Bu kadar çarpıtılır mı? Bu kadar çamura yatılır mı? Demokrasi, hukuk içinde çözecekmiş, desenize yakında teröristin önüne de koyacak referandum sandığını…

     “Amerikalara kadar niye gittik” diye soruyor. Valla bize kalırsa torununu görmeye gittin. Merak etme millet senin sandığından daha fazlasını biliyor, 3 hafta arayla oralara tekrar tekrar niye gittiğini!!! 

      Şimdi lafı gargaraya getiriyor. Bu gargaradan çıkacaklar ise Türkiye açısından risklerle dolu… Kasımpaşalı kelime oyunlarıyla kıvırıp duruyor. Kıvırmaların ardında olup bitenleri millet öğrendiğindeyse iş işten geçmiş olacak.

      Bu süreç içinde Kasımpaşalı’nın aykırı hiçbir (sesi geçtim) mırıltıya bile tahammülü yok. Kim olursa olsun susturmaya kararlı. Emekli paşalara yönelik düzenleme bunun tipik bir göstergesi…

      Neymiş linç, kitaplarında yazmazmış. Ama şehitlere “kelle” demek yazıyor. Oğullarınızı çürüğe çıkartıp, devlet torpiliyle şirketler kurdurup, uluslararası kuruluşlarda iş bulmak yazıyor. Oy uğruna başı yazmalı yaşlı kadınları makam araçlarına alıp, siyasi haneye oy kaydetmek yazıyor ama şehit analarını hatırlamak yazmıyor. Naylon güvercin uçuranlarla kolkola olan Kasımpaşalı, eli silahlı güvercinleri siyasallaştırmaya uğraşırken, sözüm ona bir de "güvercin uçurmak kolay mı" diyerek dayılanıyor …

      “Terörle mücadele” kelime oyunları arasında güme gidedursun, beyler hala Suudi’nin ayağına gitmenin açıklamasını yapma derdindeler. Senaryo belli. Atamızın vefatının yıldönümünde Suudi Ankara’ya gelir. Ama yine Anıtkabir’e gitmez. Teamüllerinde yokmuş mezara gitmek. (Bre utanmaz, bre kendini bilmez, sen misafirsen misafirliğini bileceksin ya da hiç gelmeyeceksin, al kanlı petro-dolarlarını, çek git istemiyorsan.) Protokol , teamüller çiğnenir, Türkiye Cumhuriyeti’nin, rejiminin, tarihinin, mimarisinin, sanatının düşmanı Suud’un ayağına, kaldığı otele gidilir, bayram çocukları gibi şen, mutlu el öpülür, bir de devletin en büyük nişanı takılır, kime mi atalarımızın eseri Ecyad kalesini yıkıp, yine atalarımızın mezarının üstünden silindirle geçen bir Vahabiye…. Aradan üç-beş gün geçer. Meğer niye yaşanmış bu rezalet? İşte Turk-sell’in son yumurtlaması:Hac için yurtdışında yaşayan vatandaşlardan 8 bin fazla kayıt yapılmış, aslında doğru yapılmış da sonradan Suudi yetkililer kontenjanı düşürünce 8 bin kişi (parası da alındığı için) açıkta kalmışmış. Bunu sorun yapmış beyler!!! Bunun için gitmişler Suud’un ayağına… Yersen… 

     Devlet olarak açıklarsın, dersin ki “Suudiler bize 16 bin kontenjan sözü vermişlerdi, din kardeşleri olarak güvendik ama sonra kontenjanı 8 bine düşürdüler, isteyen parasını geri alsın, istemeyen gelecek sene gidecek.” Yani Allah aşkına devletimizin onuru bunun için mi ayaklar altına alındı?

     Aslında üçü birbirine çok yakıştı. Suudi kralı düşünmez mi bu ikisini yanına alıp, iş versin, valla gül gibi geçinip giderler. Hatta geçenlerde bir haber vardı: Arabistan’da tecavüze uğrayan kadının hapis ve kırbaç cezası, davayı basına yansıttığı için ikiye katlanmış. Bakar mısınız olaya, kadın tecavüze uğruyor, mağdurken suçlu çıkıyor, Suudi makamları olayın basına sızmasından rahatsız olmuş (bu size birine anımsattı mı!), verilen cezayı ikiye katlamış. Ohhh tam Kasımpaşalıya uygun bir yönetim tarzı… Bunun ardından emekli paşalara “sus” denmesi bir rastlantıdır değil mi sizce… N’olur rastlantı deyin…

     Yoksa bütün bu olup bitenlerin altında başka oyunlar mı var?

Bu Vahabi oyunları, bu deve oyunları Bizans entrikalarını geçti, haberiniz olsun.



Deniz DUVARCI