Chatlaq.Net Efsane Forum

Tutqu Kalp Hack => Ask Hikayeleri => Konuyu başlatan: Burcu üzerinde Ağustos 17, 2006, 04:35:14 ÖS



Konu Başlığı: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: Burcu üzerinde Ağustos 17, 2006, 04:35:14 ÖS
Çok etkilendim hikayeden

Her şey güzel olacaktı. Sen, ben ve hayatımız... Hayallerimiz ve hedeflerimiz... Seni tanıyıp sevdikten sonra hayatıma dair verdiğim sözler… Hepsi çok güzel olacaktı, sen de olsaydın…
Seni tanımak, bana hayatı tanımak gibi geldi. Seni tanımak ve senin ideallerini hayata taşıma yolunda beraber olmak için söz vermiş ve bu beraberliği, ömür boyu sürdürme kararımızı nikâhla noktalamıştık. 'Daima mutlu olacağız ve bir gün gelip ölüm muvakkaten ayırsa bile, birbirimizi unutmayacağız.' diye nikâh memuruna söz verdik. Önce kilometre taşımdın, şimdi ise hayat arkadaşım…
Henüz üç aydır seninle aynı evi paylaşıyordum. Henüz üç aydır seninle kitap okuyor, çay içiyor ve hayata aynı pencereden bakıyordum. Evet, henüz üç aydır inanç ve ideallerimizi birlikte paylaşıyor ve henüz üç aydır 'yaşıyordum.'
Mutluydun… Bunu biliyor ve görüyordum. Senin mutluluğun beni de mutlu ediyordu. Seninle sevginin tılsımını çözmüştük. Evet ebedî bir sevginin kaynağının 'birbirine bakmak' değil, 'birlikte aynı yöne bakmak' olduğunu anlıyorduk... Senin baştan beri kalıcı güzelliklere olan bağlılığındı seni bana sevdiren. Allah'ın kalblerimize koyduğu muhabbetullah hissi ve oradan yayılan varlık sevgisi etrafa dalga dalga yayılıyordu. Gece ve gündüzümüz hep o sevgiyle aydınlanıyordu sanki. Huzurluyduk… Ve yuvamızın huzur kaynağı belki de senin geceleri sessizce yaptığın o dualardı. Tâ ki o geceye kadar…
17 Ağustos günü seninle alışverişe çıkmış, epey yürüdükten sonra dönüşte annenlere uğramıştık. Onların dualarını almıştık 'iki dünya mutluluğu' adına. Bulaşıcı bir yanı vardı mutluluğun, bizi görenler de neredeyse bizim kadar mutlu oluyorlardı. Eve geç dönmüştük. Yorgun olmamıza rağmen uyumaya pek niyetimiz yoktu. Sen birer kahve yaptın ve uzun uzun sohbet ettik. Önümüzdeki günler hakkında, hedeflerimiz adına, niyetlerimiz adına konuştuk. Etrafımızdaki insanlara daha çok nasıl faydamız olur, bildiklerimizi nasıl daha çok anlatabilir, bilmediklerimizi nasıl daha iyi anlayabiliriz diye, eserleri nasıl okumalıyız diye, düşündük… O gece bir kez daha inandım senin gönül dünyandaki güzelliklere ve bilmenin sevginin başlangıcı olduğuna…
Saate bakmıştım bir an, üçe geliyordu. "Artık uyumalıyız." diye düşündüm. Sen her gün biraz okuduğun baş ucu kitabından birkaç sayfa okumak istedin. Ben ise tam sana iyi geceler dilemiştim. İşte o an… Ömrümde ilk defa duyduğum o uğultu koptu. Hiç bilmediğim bu uğultu, korkunç bir sallantıya dönüştü. Bu neydi Allah'ım… Sehpanın üzerindeki bardağı bile anında yere fırlatan bu sarsıntı neydi? Evet, Allah'ın Celâl isminin bir tecellisi olan bu sarsıntıyı kabullenmek gerekiyordu, bu bir zelzeleydi… Gözlerindeki mânânın adı ise acziyetten gelen şaşkınlıktı… Hemen elinden tuttum, ayağa kalkıp kapının eşiğine gittik; ama boşunaydı gayretlerimiz… Sallantı toz bulutu haline gelmişti. Biz dışarı çıkamadan tavan üzerimize çökmüştü. Ben senin üzerine düştüm, portmanto ise benim üzerime… Ve sen acı çekiyordun. Çünkü kırılan camlar bacağına batıyor, üstüne üstlük ben de hareket edemiyor ve sana acı veriyordum. Sen o kadar ince ruhluydun ki, beni üzmemek için, kendi acını unutup bana hissettirmemeye çalışıyordun.
On sekiz saat bizi fark etmelerini, feryadımızı duymalarını bekledik. On sekiz saat birbirimizin ellerini tutup birbirimize teselli verdik. O durumda iken bir aralık bana 'Eğer ölürsem, seni orada bekleyeceğim.' dedin. Ve on sekiz saat, kim bilir belki de on sekiz ölümü bekledin.
Aradan dört gün geçmişti. Şehir o şehir değildi. İzmit bambaşka bir mekân olmuştu. Ben felâketi biraz olsun atlatmıştım. Senin durumun ise kötüydü. Doktor, bacağının kesileceğini söyledi. Bunu duyar duymaz ikinci bir zelzele ile dünya başıma yıkıldı sandım. Ama sen hâlâ gülümsüyordun. Sen nasıl bir insandın? Ne dünyaya ne de dünyalığa önem veriyordun. Senin için maddenin ve kaybedecek olduğun bir bacağın hiç önemi yok muydu? Hattâ hayatta kalmanın bile…
Sekizinci gündü… Bir kibrit kutusu gibi yıkılan evler, evlerin altında kalan canlar, ümitler... Çığlıklar, 'Sesimi duyan var mı?'lar... İsyanlar, sabırlar… Nice hikâyeler, mucizeler ve gönüllerde derin bir fay hattı… Şehirde keskin bir ceset kokusu ve insanlarda büyük bir hüzün hâkim… Boş arsalar kireçlenmiş toplu mezarlarla dolu… Evini, annesini, kendisini kaybetmiş insanlar… İnsanların dilinde tek kelime: Deprem.
Fakat sadece bacağın gidecek derken, sen birlikte olacağımız ebedî âleme gittin, geride dolu dolu yaşanmış üç ay ve ideallerini yaşatma azmi kaldı… Elimde, senin en çok sevdiğin çiçek, naif bir kırmızı gülle mezarının başındayım. Artık sen yoksun yanımda, ne de gönül pınarının heyecanları… Sen gittin, geride hüzün, geride ben, gâye-i hayâllerimiz… Şimdi omzumu sıvazlayan yakınlarım, 'Bırakma kendini. Unutur, yeni bir yuvayla yine mutlu olursun.' diyorlar. Aslâ!.. Sen bana o zor dakikalarda ne demiştin? Biz seninle " ötelere" sevdalandık.
Şimdi mezarının başında seninleyim. Bu bize yeter…
Ey benim ötelerdeki eşim ve eş ruhum, bana 'unutursun' diyenlere sadece acı bir tebessümle bakıyorum. Biz seninle sürekli "öteleri" aradık. Sen buldun aradığını. Ben ise yoldayım hâlâ.
İmtihanın bu en zor anında sabır diliyorum Rabb'imden. Ne olur, seni sevdiğimi, her an dua ettiğimi ve sana kavuşacağım günü şafak sayar gibi beklediğimi bil.
Vekillerin En Güzeli'ne emanet ol...


Konu Başlığı: Ynt: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: RoMaNTiX üzerinde Ağustos 18, 2006, 01:53:43 ÖS
okurken tüylerim dikenlendi nedense...
güzel paylaşım emeğine sağlık...
bide kısa bi not edeyim
o kişi hayatın şartları gereği bir başkasıyla beraber olmak zorundadır...ama asla ve asla yeri doldurulamayacak
bir beraberlik...ve böyle nice kişiler var eşini trafik kazasında kaybetmiş...eşini bir kahpe kurşunla kaybetmiş...
sevdiğini hastalık nedeni ile kaybetmiş vs... gerçektende çok zor ve aşılması bir hayli zaman isteyen
olaylar...ama unutulmaz... unutulamaz...iz bırakır hemde derin bir iz...hayat ne kadar acımasızda olsa
insan yaşamaya devam etmek zorundadır öyle yada böyle...çünkü hayat gemiyi limana nasıl getirdiğine
değil...gemi limana gelmişmi ona bakar...


Konu Başlığı: Ynt: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: Atlantis üzerinde Ağustos 19, 2006, 01:03:37 ÖS
Çok etkileyici gerçekten... İşte sevgi bu olmalı, böyle olmalı. Sadece adı sevgi değil, ölümde bile sevgi olmalı.. Emeğine sağlık


Konu Başlığı: Ynt: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: TuTQu üzerinde Ağustos 20, 2006, 10:13:20 ÖÖ
romantix sana katılıyorum doğanın kanunu gerceklesecektir birini bulacaktır ama asla ve asla onun yerini dolduramaz.. güzel paylasım eline sağlık binbaşım


Konu Başlığı: Ynt: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: Burcu üzerinde Ağustos 20, 2006, 04:01:30 ÖS
mersi


Konu Başlığı: Ynt: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: gkhn üzerinde Ağustos 21, 2006, 08:54:19 ÖS
Emeğine Sağlık


Konu Başlığı: Ynt: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: ses üzerinde Eylül 01, 2006, 05:42:25 ÖS
eline sağlık okuyupta etkilenmemek mümkün değil. bu sadece sevmek değil yaşamayı öğrenmektir aslında yaşamı anlamlı kılmak....


Konu Başlığı: Ynt: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: BLaCk_RoSe_ üzerinde Eylül 02, 2006, 07:16:15 ÖS
etkilenmemek elde değil
RoMaNTiX gerçekten çok doğru sölemişsin
hayatın kötü darbelerinden olaylarından dolayı eşlerini sevdiklerini kayıp edip onların yerine başkalarını koyabilmek kadar zoru yoktur bu hayatta ... ve böyle durumlarda maalesefki çokkkkkkkkkk
Allah sabır versin
tabiki asla unutulmaz ve yerini tutmaz ama hayatın kanunu bu...
emeğine sağlık burcu süperrrrrrrrrr


Konu Başlığı: Ynt: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: LiBeRtA üzerinde Eylül 05, 2006, 10:04:16 ÖÖ
hikaye süper ama gerçekliliği düşünülürse çok üzer


Konu Başlığı: Ynt: 1999 marmara depreminde yaşanmıştır gerçek bi hikaye
Gönderen: Nuskentli üzerinde Ocak 02, 2007, 01:36:11 ÖS
Şu dünyada tatmak istemediğim, istemeyeceğim yegane acılardan biridir. yazdıysa bozsun derler ya, o hesap ..
Hayatında ki biricik varlığın ansızın kaybolması. tıpkı masallarda ki şu başlangıç cümlesi gibi: bir varmış bir yokmuş...
Acı ama gerçek.. önce inanamaz itiraz edersin,, sonra kabullenir suçlu ararsın.. herkes, herşey sorumludur onun ölümünden.Zamanla "normal" olduğu tartışılır hayatına geri dönersin.. Zaman zaman aynaya baktığında,ya da bir şarkı dinlediğinde,, gece balkona çıkıp içtiğinde,, ölenin sadece sevgilin olmadığı gerçeği tokat gibi yapışır suratına.. zaman geçer hayat akıp gider.. onunla ya da onsuz.. seninle ya da sensiz..
Bosluk oyle bir bosluk ki; yeri hic bir zaman doldurulamaz.Evet, doldurulmaya calışılır. cevredeki insanlar da yardımci olmaya calışir. ama acılan yarayı asla kapatamaz. depderin izi kalır; ve sızlar..."sevgi", "aşk", "tutku" ve hatta "hayat" kelimeleri sızlatir o yarayı en cok. O'nsuz devam etmek zorunda olan hayattır cünkü sÖzkonusu...